Basın meslek örgütleri tepkili: Sansür yasası demek çok hafif kalır, yok etme yasası geliyor!

0
11

Basın meslek örgütleri, 1 Ekim’de Meclis gündemine gelecek olan ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ dair itirazlarını dile getirdi. Yasanın sadece gazetecileri kapsamadığını vurgulayan örgüt temsilcileri “Bu toplumu susturma yasasıdır. Yok etme yasasıdır. Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir” dedi.

AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, 1 Ekim’de açılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun ilk gündem maddesinin; “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” olacağını açıklamıştı.

Temmuz 2022’de gündeme gelen ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ olarak bilinen ‘Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ gazeteciler başta olmak üzere geniş çevrelerin tepkisine neden olmuştu.

1 Ekim’de Meclis’te ele alınacak kanun teklifine dair basın meslek örgütlerinin ise eleştirileri sürüyor.

“YOK ETME YASASI”

DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, basın örgütlerinin “Sansür yasası” olarak adlandırdığı kanun teklifine dair “Aslına bakacak olursanız bu bir sansür yasası değil. Bu bir tür yok etme yasası” yorumunda bulundu.

Dedeoğlu, hükümetin, sansürün de ötesinde bir düzenleme yapma amacında olduğunu belirterek “Özgür basını yok etme çabası var. Sadece yandaş basını ayakta bırakarak kendi basınlarını oluşturma yasası bu. Onun için ‘sansür yasası’ demekten ziyade buna ‘yok etme yasası’ dememiz gerekiyor. Çünkü bu sansürle alakası olan bir şey değil, tümüyle ortadan kaldırma ile ilgili bir yasa” dedi.

“YASANIN İÇERİSİNE BİRAZ DA BAL KOYMUŞLAR”

Turgut Dedeoğlu söz konusu yasanın neler içerdiği konusuna da değinerek şunları söyledi:

“Aslında Türk Ceza Kanunu’nda anayasada belirli hükümler var. Nedir bu hükümler? Mesela Türk Ceza Kanunu’nda basın yoluyla işlediğiniz cezalar normalde bir kişinin alması gereken cezaların 3 katıyla cezalandırılır. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nda zaten var olan hükümler. Şimdi siz bunların üzerine ayrıca gazeteci olmasa bile yurttaş gazeteciliğini de katıyorsunuz. Sokakta bir olay gördünüz, çekim yapıyorsunuz, işte bu sizin yapmış olduğunuz çekim bu yasayla suç haline getiriliyor. Yani gazeteciler gibi normalde almanız gereken cezanın 3 katı ile cezalandırılacaksınız.Bu yasanın içerisine biraz da bal koymuşlar. ‘İnternet medyasına, çalışanlara basın kartı verilecek’ deniliyor ama hemen akabinde de şöyle bir hüküm ile diyorlar ki ‘Eğer haber sitenizde çalışan bir gazetecinin yapmış olduğu bir haberden ötürü ceza alınırsa diğerlerinin de basın kartları iptal edilir’. Bu şu anlama geliyor; otosansürü daha da yoğunlaştırmak.

Kendi kendini sansürleme durumu var. Bu yasa ile beraber otosansürün de ötesine geçeceksin. Diyeceksin ki ‘ben bu haberi yaparım ama benim basın kartım iptal edilmekle kalmayacak kurumda çalışan arkadaşlarımın da kartları iptal edilecek’. Yani tümüyle bir yok etme, ortadan kaldırma çalışması bu. Buna artık sansür yasası demek çok hafif kalır.”

“BELKİ NAZİ ALMANYASINDA OLABİLİRDİ”

Söz konusu kanun teklifinin hayata geçmesi halinde daha çok gazetecinin tutuklanacağı görüşünde olan Turgut Dedeoğlu “İktidara karşı aykırı düşünüyorsanız cezaevlerinin misafiri olacaksınız” vurgusunu yaptı. Dedeoğlu, söz konusu yasanın AKP iktidarına özgü bir tasarı olduğunu da söyleyerek şöyle devam etti:

“Ülkemizde okul yapımından çok cezaevi yapımı var. Adalet Bakanlığı yeni cezaevleri açmakla övünüyor. Türkiye’de çok fazla tecavüz, adli vakalar mı var? Evet var ama onun ötesinde daha fazla düşünce suçlusu var bu ülkede. Bunun bir benzerini belki yaşasaydık Nazi Almanyasında olabilirdi. Burada da yapılmak istenen bir anlamda sizi yok edip öldürme anlamında değil ama düşüncelerinizi, cesaretinizi yok etmektir.

“TOPLUMA KARŞI İŞLENEN BİR SUÇ”

Toplumdaki cesaret, direniş 12 Eylül ile beraber kırıldı ne yazık ki. Toplum köleleştirildi ve iyice yozlaştırıldı. Şimdi bunu yeniden ayağa kaldırmak biraz zor tabii. Onun için de biz dernek ve sendikalara düşen aslında bu yasayı topluma anlatabilmek. Bu aslında topluma karşı işlenen bir suç. Sadece gazetecilere, basın örgütlerine işlenmiş bir suç değil. Bu toplumu susturma yasasıdır.Daha önce helikopterden atılan vatandaşları haberleştiren gazeteciler tutuklandılar. Özgür basın dağıtıcıları tutuklandı ya da öldürüldüler. Biz bu tür olaylara aşinayız. Türkiye’de 1915’ten bu yana pek çok gazeteci katliamı yaşandı. Cumhuriyet sonrasında yüzü aşkın gazeteci öldürüldü ve halen öldürülmekte. İran’da bir gazeteci, Mahsa Amini’nin haberini yaptığı için tutuklandı ama artık Türkiye’de gazeteci olmayan vatandaşı da tutuklayıp ‘sen gazetecilik yaptın’ diyecekler.”

“BU YASA, TOPLUMU SUSTURMA YASASIDIR”

Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Yusuf Kanlı ise ‘Dezenformasyon Yasa Teklifi’ni “Şeker kaplı bir zehir” sözleri ile tarif etti. Amaçlananın “toplumu susturmak” olduğunu söyleyen Kanlı, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu yasa, ilk defa Türk Yasa Kanunu’nda zaten olan dezenformasyon suçunu ayrı bir suç olarak tanımlıyor ve daha da iyisi bir yıl ile üç yıl arası hapis cezası getiriyor. Ondan da iyisi bunu eğer bir hashtag ile yapıyorsanız ‘organize’ deyip 4,5 yıla çıkartabiliyor. Yani bunun uygulanması tabii ki mümkün değil. Sayın Mahir Ünal da bize izah ederken ‘Şöyle şartlar var, böyle şartlar var. Bunun uygulanması çok zor ama işte bir cezayı da tanımlamak lazım’ diyor. Doğru, uygulaması çok zor zaten. Bu gibi yasaların uygulanması kadar bir de korku etkisi vardır. Bu toplumu susturma etkisidir. Bu yasa uygulanmaktan ziyade toplumu susturma yasasıdır. Ve eminim ki 3-5 örnek uygulama da yapacak ve sonucunda beraat gelecektir. Ve toplum da susacaktır.

Neden ‘toplum’ diyorum da ‘gazeteciler’ demiyorum? Çünkü millet sanıyor ki dezenformasyon sadece gazetecileri ilgilendiren bir suç. Alakası yok. Herhangi bir retweet dahi ettiğiniz zaman ya da Facebook’ta bir şey paylaştığınız an, kendileri tarafından tanımlanan eylem suç unsuru olarak kabul ediliyorsa, yargının bu kadar problemli olduğu bir ülkede bir anda kendinizi sebepsiz, mesnetsiz, yargı önünde, hatta mahkum olarak bulabilirsiniz. Zaten öyle oluyor ama şu anda bizim önümüzde ikinci bir anti terör yasası benzeri bir yasa var. Yani geniş, muğlak bir suç tanımıyla tamamen keyfi uygulanacak alan açılıyor. Ama maalesef Türkiye’de bu yasayı çıkaranlar dahil Mecliste dezenformasyonu kendileri yapıyorlar. Hiçbir şekilde konfirme edilmemiş, hiçbir şekilde editöryal bir süreçten geçilmemiş, doğru veya yanlış kavramları hiç dikkate alınmadan kendileri de twit atıyorlar.”

“TARİHİ KENDİNE GÖRE YAZMAK…”

Yusuf Kanlı “Bu yasanın içerisine bir tane de güzel havuç koydular” diyerek internet haberciliği yapan gazetecilerin kimi haklarını edineceğini de belirtti. Kanlı, “Takdir ettim. ‘Olması gerekir’ dedim” sözlerinin ardından eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

“Peki nedir bu havuç? İnternet medyasında görev yapan arkadaşlarımız basın kartı alıp sigorta yaptırabilecekler. Ama şimdi bunun yanında bana internet medyasını da gidip Basın İlan Kurumu’nu RTÜK’leştirerek oraya bağlamak Türkiye’yi kontrollü toplum olayına götürüyor. George Orwell’in ‘1984’ isimli bir romanı var. Her şey o günkü siyasi iktidarın arzusuna göre değişiyor. Doğrular yanlış oluyor, yanlışlar doğru oluyor. Tarih kitapları değişiyor falan. Şu anda ülkemizde yaşanan zaten o değil mi? Tarihi kendine göre yazmak… Bunun aksini söylediğin zaman ‘dezenformasyon’ oluyor, öyle bir şey olmaz. Bilgi haktır doğru haber herkesin hakkıdır.”

BU YASA ÖYLE HÜKÜMLER GEÇİRİYOR Kİ…”

“Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir. Ve işin gırgırı; bu yasadan en fazla muhalefeti susturarak seçimden yararlanma umudunda olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi zarar görecek. Çünkü yarın onlar muhalefet oldukları zaman zannetmesinler ki bugün karşı duran CHP ve İyi Parti ve diğerleri bu yasayı hemen bir günde ortadan kaldıracaklar. Bu yasa öyle hükümler geçiriyor ki bu sefer onlar, diğerlerinin ve bizim aleyhimize kullanacaklardır. Ondan dolayı diyoruz ki bu siyasal bir mesele değildir. Bu haklarla alakalı bir meseledir. Gelin aklınızı başınıza toparlayın, bu tetiği çekmeyin. Çünkü namlu sadece karşıdakine değil kendinize de dönüktür.”

Eren GÜVEN/ANKARA