Yerüstü yetmedi sıra yeraltı barajlarında!

316

Türkiye coğrafyasında nerede akan su varsa önüne baraj yapmaya çalışılırken tüm kaynak suları şirketlere satıldı. Bunlar yetmezmiş gibi şimdi de yeraltı barajlarıyla iktidar büyük bir ekolojik yıkıma yol açıyor

Yusuf Gürsucu

Tarım ve Orman Bakanlığı kuraklığa karşı olduğunu iddia ettiği yeraltı barajlarını 48 ilde ve 100 adet inşa etmek için harekete geçtiğini, 2023 yılına kadar 150 adet yeraltı barajının inşa edileceğini duyurmuştu. Geçtiğimiz ocak ayı sonuna kadar 25 adet barajı bitireceklerini duyuran Orman ve Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli, ‘Yeraltı Suyu Suni Besleme ve Yeraltı Barajları Eylem Planı’ çerçevesinde projelerin tamamlanmasıyla, 40 milyon metreküp su depolama, 600 bin kişiye içme suyu, 60 bin dekar arazinin sulanması, 45 milyon lira gelir artışı sağlanacağını belirtti. Ocak ayında 19 adedinin tamamlandığı ve 9 adet barajın da bitirileceği açıklanırken, biten barajların hangi illerde olduğu bilgisi ise paylaşılmadı.

Yeni yağma alanı

Orman ve Tarım Bakanlığı baraj gerekçesini şöyle ortaya koyuyor: “Projeler ile suyun bir damlasını dahi boşa harcamayacak şekilde planlanmasını gerçekleştiriyoruz. Yarı kurak iklim kuşağında yer alan Türkiye’de, iklim değişikliği, nüfus artışı ve ekonomik büyüme nedeniyle su kaynakları artan bir tüketimden dolayı alarm veriyor. Su kaynaklarının yeraltında depolanması yöntemiyle, Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı direncinin artırılması hedefleniyor.” İklim değişimi tüm kapitalist ülkelerde sermaye için yeni yağma alanları açmak için bir kaldıraç olarak kullanılırken, Türkiye’de de aynı yöntem uygulanıyor. Bilimsel veriler ise bakanlığın iddialarının aksine yeraltı barajlarının da yerüstü barajlarından farklı olmadığını, doğal dengeyi bozduğunu ortaya koyuyor.

Fayda yok, zarar çok

‘Su akar Türk bakar’ sözü üzerinden binlerce HES ve yüzlerce baraj inşa eden AKP iktidarı, su kıtlığının en büyük müsebbibi olarak yeni bir yağmaya daha imza atıyor. Bakanlığın iddiası yeraltı barajlarının gelişmiş ülkelerde çok sayıda inşa edildiği! Yeraltı barajlarını en çok inşa eden ve iktidarın bakışına göre gelişmiş sayılan Japonya’nın bu barajları su ihtiyacından değil, deniz suyunun karasal alandaki akiferlere karışmaması için yaptığı biliniyor. Bunun nedeni ise yüksek miktarda yeraltı sularının kullanımı sonucu deniz suyu akiferlere kayarken yeraltı sularını kullanılamaz hale getiriyor. Japonya dışında Çin ve Brezilya’da yapılan yeraltı barajlarının ise faydadan çok zarar getirdiğini gösteren çalışmalar yayınlandı.

İddialar gerçek dışı

İktidarın iddiaları, baraj inşa eden şirketlerin hazırlattığı raporlara dayanıyor. Bazı fonlanan ekoloji yapılarının da olumladığı barajlarda, yüzey sularında buharlaşma kayıplarının ve kamulaştırma maliyetinin minimize edilerek yeraltı suyuna iletilmesi, bu yolla yeraltı suyunun rezerv ve kalite açısından korunarak temiz içme suyu sağlanabildiği belirtiliyor. Bir diğer iddia ise kuraklığa çözüm olacağı yönünde. Binlerce yılda oluşmuş yeraltı su yollarının önü kesildiği noktadan itibaren bu sularla beslenen sahaların susuz kalacağı ve kuraklaşacağı açık. Suların tutulduğu noktalarda bu suların binlerce insanın ihtiyacını karşılayacağı, tarım alanlarının sulanacağı gibi iddialar ise gerçekleri yansıtmıyor.

Tüm sular şirketlere

Memba suyu tadında olacağı iddia edilen yeraltı sularının ticari bir metaya dönüştürülmek isteneceği ise çok açık. Çıktığı noktada tertemiz olan kaynak sularının tamamını su şirketlerine devreden iktidarın yeraltı barajları ile tutulan sulardan insanların, hayvanların ve doğanın yararlanabileceğini söylemesine inanmak için bir nedenimiz yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi bir A.Ş. gibi yöneteceğiz açıklamasından sonra iktidarın attığı adımları ne kadar süslerse süslesin tek yararlanan kesim sermaye kesimlerinden başkası olmadı ve olamaz da. Örneğin Uludağ’da yeryüzüne süzülerek çıkan ve birleşerek Bursa’ya binlerce yıldır hayat veren suların tamamının su şirketlerine satılmış olması iktidarın ve sermayenin suya bakışının sadece bir özeti.

Suyun metalaştırılması

Su şirketlerine o kadar çok alıştırıldık ki, artık şişelenmiş suyun girmediği bir ev bile kalmadı. Sattığı şişe sularının ‘Uludağ’dan’ olduğunu iddia eden Erikli şirketi (Büyük ortak Nestle) o kadar çok büyüdü ki, Uludağ’ın sularına çöken tüm şirketlerin suyunu toplasa bile pazar payını karşılaması olanaksız. Bu nedenle hemen hemen tüm şişe suyu şirketleri, memba suyu diye bizlere yeraltından çektikleri suları işleyerek satıyorlar. Bu şirketlerin Türkiye dışında en büyük müşterileri ise Körfez ülkeleri. Erikli, Türkiye’nin en büyük 500 şirketi içine girerek su üzerinden nasıl büyüdüğünü göstermişti. Asla metalaşmaması gereken ve tüm canlılara ait olan suyun piyasalaşması sermaye için önemli bir yağma kapısıdır. Yeraltı barajlarının inşa edilmek istenmesinin başkaca bir amacı yok.

Çin’de yaşananlar

2019 yılı Haziran ayında ABD Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi (NCBI) tarafından yayınlanan yeraltı barajlarıyla ilgili bir çalışmada, yapay yeraltı rezervuarları (Yeraltı barajları) hidrolojik döngünün doğal dengesini değiştirdiği belirtiliyor. Çalışma Çin’in Wanghe bölgesinde yapılmış ve doğal dengede yaşanan değişikliğin hem yerel hem de bölgesel düzeyde bir dizi olumsuz çevresel sorunu ortaya çıkardığı belirtiliyor. Çalışmaya, Wanghe yapay yeraltı rezervuarının rezervuardaki ve aşağı havzadaki yeraltı suyu akışı ve kalitesi üzerinde yarattığı etkiyi incelemek üzerine başlanmış. Çalışmada, rezervuar inşasından sonra yeraltı suyu akış düzeni değişmiş ve alt havzadaki akiferlerde ciddi su kayıplarının yaşandığı tespit edilmiş.

Doğal akiferler susuz

Uzun vadeli yeraltı suyu seviyesi dalgalanmasının değerlendirilmesi, rezervuarın, doğal akış rejimi altında süren yüzey akışının akış aşağı akiferini yoksun bıraktığının görüldüğü çalışmada, yapay yeraltı rezervuarında depolanan suda, tarımsal olarak türetilmiş olan ve gübreleme ile sulama faaliyetleri sonucunda yoğun nitrat kirliliği ortaya çıkarken, bölgeye düşen yağış miktarı ve denitrifikasyon nedeniyle suyun yapısı zaman içinde önemli ölçüde değişmiş. Yapay yeraltı rezervuarları su sirkülasyonuna müdahale edilmesiyle su döngüsünün değiştiği görülen çalışmada, özellikle yeraltı suyu barajı, akiferin doğal davranışını aniden ve güçlü bir şekilde değiştirerek hem yerel hem de aşağı havza alanlarında yarattığı çevresel etki izlenmiş.

Kirlilik ve tuzlanma

Tüm bunlara ek olarak, yeraltı barajında su seviyesinin yüzeye yakın yükselmesi durumunda, artan buharlaşma nedeniyle toprakta tuzlanma ortaya çıkmış. Çalışmada, Brezilya’nın kuzeydoğusundaki kırsal alanlarda yaygın olarak inşa edilen yeraltı barajlarında yukarı akış alanında tuz birikimi, en büyük problem olarak kaydedildiği not edilmiş. Yapay yeraltı rezervuarlarında, yerelde kimyevi ilaç yüklü tarımsal yüzey akışı, endüstriyel atık sular ve evsel atık sular potansiyel kirlilik kaynakları olarak belirlenmiş. 2000 yılında inşa edilen ve Çin’in Lushun kentinde bulunan Longhe yapay yeraltı barajı, ciddi yeraltı suyu kirliliği nedeniyle birkaç yıl sonra kullanım dışı bırakılmış.

‘Şirket devlet’

Yeraltı barajları, ekosistemin milyarlarca yılda oluşturduğu döngüye açık bir müdahaledir. Yeraltı barajı fikri yüzeyden 5-10 metre aşağıya kadar inilerek duvar örülmesi yoluyla yüzey sularının biriktirilmesini hedefliyor ve özellikle Afrika’da uygulanmış bir yöntem. Kapitalizmin yarattığı ekolojik kriz nedeniyle dünyada süren iklim değişimi ve kuraklığın nasıl ortaya çıktığına bakmadan yeraltı barajlarının yaratabileceği zararları görmek pek mümkün değil. Büyük baraj inşasına göre yüzde 5-10 maliyetle yeraltı barajlarının yapılabildiğini söyleyen iktidarın, her şeyi paraya bağladığı açıkça görürken ‘şirket devlet’ işleyişini yaşıyoruz.

Dünyanın büyük nehirlerinin üçte ikisi üzerinde, su depolamak ve asıl amacı enerji sağlamak olan 50 binden fazla baraj kurularak nehir ekosistemleri yok edildi. Su; enerji, maden, endüstriyel tarım vb. nedenlerle doğadan çalınıp kontrol altına alındı ve buna bağlı olarak ciddi ekolojik yıkımlar yaratıldı. Özellikle suya ihtiyaç duyan tüm canlılar ile milyonlarca insan suya erişemez duruma getirildi ve dünyada ciddi bir ekolojik kriz yaşanırken bu krizi bertaraf etmek adına hiçbir şey yapılmadı. Büyük barajları inşa ederlerken öne sürülen gerekçeler yeraltı barajlarında da öne sürülüyor. Tarım arazisinin sulanacağı, evlere enerji verileceği, insanlara su sağlanacağı iddiaları doğayı yağmanın üstünü örtmeye dönük bahaneden başka bir şey değil.

Su döngüsü zarar görecek

Yerüstünü yaşanmaz hale getirenler, belki yaşamın en değerli sigortası olacak olan yeraltı sularının tamamına göz diktiler. Bu adım Türkiye coğrafyasının tamamen susuz bırakılacağının açık göstergesidir. Yeraltı barajları, yerüstü barajlarıyla birlikte büyük ekolojik sorunları ortaya çıkaracak ve susuzluk gelecek nesillere bir miras olarak kalacak. Başta endemik türler ve biyoçeşitlilik üzerinde büyük tehditleri ortaya çıkaracak. Sismik hareketlere yol açıp depremleri tetikleyebilecek. Yeraltı sularında büyük çekilmelere neden olurken kalitesi bozulacak. Yapılan beton duvarlar ardına hapsedilen sular nedeniyle milyonlarca yıllık su döngüsü bertaraf edilecek.

Yıkım kaçınılmaz

Sınır ülkeleri besleyen karst akiferleriyle ilgili aynen büyük barajların neden olduğu gibi yeni ihtilafları ortaya çıkaracak. Örneğin Midilli Adası’nın suyu Kaz Dağları’nda birikip yeraltından adaya ulaşmaktadır. Balıkesir ve Çanakkale’ye inşa edileceği belirtilen 4 yeraltı barajıyla özellikle Midilli Adası ve birçok ada susuzluğa mahkûm edilirken yeni bir gerginlik ortamı ortaya çıkacak. Yeraltı barajının kurulduğu bölgenin alt havzasında doğal su akışı kesilecek ve yeni yerel birçok sorunu da beraberinde getirecek. Yeraltı barajları mevcut rezervuarlarda su kayıplarına yol açarken, yerüstü sularıyla yeraltı sularının arasındaki ilişkiyi-alışverişi bozarak büyük bir ekolojik yıkım yaratılacak.

Amaç su sorununu çözmek değil

Yeraltı barajlarıyla ilgili görüşüne başvurduğumuz TMMOB Yön. Kur. Üyesi Cemalettin Küçük’e yeraltı sularının akış yönüne baraj yapılarak neyi amaçladıklarını sorduk. İşte yanıtı:

“Yeraltı barajı ile yeni bir doğa müdahalesi gündemde. Yöntem kolay yeraltı akiferlerine giden yeraltı su hatlarını kapatırsanız yeni su birikintileri oluşur. Ama neye mal olur? Yeraltı doğal su hatlarının önünü kesmek, yönünü değiştirmek, yerüstünde yapılan ve zararları görülenlerden bir farkı yoktur. Yeraltında suyun milyonlarca yılda oluşturduğu geçiş hatlarını tıkayarak suyu belirli bölgede biriktirebilirsiniz. Ancak onun beslediği diğer akiferler bu nedenle boş kalır. Sonuç basit, su belli ve doğada dolaşıyor. Bir yerden önünü kestiniz mi başka bir yere gidişini engellersiniz. Birçok pınarı yok edersiniz. Birçok ovanın taban suyunu tutar, hattı değiştirir ve kuraklığa neden olursunuz.

Bütün bunlar yaşanan su sorununa çözüm bulmak için mi? Hayır. Bunun iki nedeni var. Birincisi suyu denetim altına alıp ticarileştirmek. İkincisi ise bu müdahale ile yeni bir ekonomik yapılaşmayı açıp mülkiyet devrini sağlamaktır. Aslında iki türlüsü de mülkiyet değişimidir. Birincide ticareti oluşturup oradan kazançla, ikincisinde yeraltı işlemlerine kamudan aktarılan bütçelerle yapılmaktadır. Sermaye de bu yolla kendisine iki türlü sömürü kanalı kurmuş oluyor. Doğanın damarlarına müdahale ederek, doğal değişimi yaratmakta ve her değişimde olduğu gibi bu değişimden de bir ekonomik süreç başlatacak. Diğeri de suyu istediği yerde depolayarak, ihtiyaç sahiplerine ticari kurallar üzerinden satmak olacak. Her nereden bakarsan bak yeraltı barajlarının, yerüstü biriktirme sistemlerinden hiçbir farkı yok. Bunun adı suyu kıstırmak ve ekonomik değer koyarak ticarileştirmektir.”

Yorum Yaz