Takke düştü “Görünmeyenler” göründü

0
63
                        7 Haziran sonrası: “Biz çekiliriz, Beyaz Toroslar gelir” dediler.

15 Temmuz sonrası: Siyah Transporterları insan kaçırmak üzere tedavüle çıkarttılar.

Ankara’da uzun zamandır uygulanan insan kaçırma faaliyetleri, üç öğrencinin eş zamanlı kaçırılmasıyla yeni bir boyuta sıçradı.

2014’te Meksika’da protesto eylemine katıldıkları için gözaltına alınan 43 üniversite öğrencisi polis tarafından mafya çetelerine teslim edilerek hunharca katledilmişti. Türkiye’de de mafyanın iktidar ortağı olacak kadar güçlendiği koşulları yaşıyoruz. Polis, jandarma, özel kuvvetler; ülkü ocaklarının ideolojik formasyonuyla yeniden şekillendiriliyor. Devlet kurumlarını “ocaklaştırma” politikası doludizgin sürüyor. Faşist çeteler muhaliflere ulu orta pusu kuruyor, saldırganların sırtı sıvazlanıyor ve arka kapıdan serbest bırakılıyorlar. Durum henüz Meksika’daki kadar vahim değilse de faşist barbarlığın sadist fantezilerinin Meksika’da yaşananların çok çok ötesinde olduğunu, en azından Almanya, İspanya, İtalya deneyimlerinden biliyoruz.

Rejim yanlıları papağan gibi “Hiçbir şey aynı olmayacak” sözünü tekrarlıyor. Aynı olmayacak dedikleri şey, demokratik kazanımların olduğu dönemin tamamen bittiği ve faşist baskıların mutlak olduğu dönemin başlamış olması. Aslında, “Her şey eskisi olacak” demeleri daha doğru olurdu çünkü 12 Eylül ve 90’lı yıllardaki kirli savaş taktiklerini copy-paste yapmak dışında bir numaraları yok.

Devlet güçlü görünmeyi, güç göstermeyi sever. Cezaevi koğuşuna dozerle girer, öğrencilerin evine balyozla, işçinin en küçük eylemine “Devletin gücünü göreceksiniz” diyerek efelenir. Terörün belinin kırıldığı iki günde bir yinelenir. İHA, SİHA, Mobese marifetiyle kırda, bayırda, şehirde her yer “BBG Evi gibi”dir. Bu panoptik abartılar bir yana, devletin gözetleme, haber alma olanakları, gelişen teknolojiyle birlikte, kişiyi şahsiyetsiz kılacak şekilde, şahsi bütün alanlara doğru ilerlemeye devam ediyor. Öte yandan, her şeye kadir “güçlü devlet” imajı bazen dezavantaja dönüşür muktedirler için. İstanbul’da Gökhan Güneş’in güpegündüz kaçırılarak gözaltında kaybedilmeye çalışılması kararlı mücadele sonucunda geri tepti. Güvenlik kameraları “Görünmeyenler’i” görünür hale getirdi. Polis güvenlik kameralarını incelemek yerine açığa çıkmaması için özel çaba sarf etti. Neticede Gökhan Güneş’in kaçırıldığı saklanamadı ama “devletin kısıtlı olanakları nedeniyle” failler tespit edilemedi! Mesele bürokratik yazışmalar sürdürerek zaman aşımına sokulmak üzere bir savcıya havale edildi. Bu tür durumlarda devlet yapısı gücünü güçsüzlüğünden alır. Zamana yayma, ipe un serme, mağdurlara davalar açma yöntemleriyle devlet görevlilerine yönelik cezasızlık politikası sürdürülmek zorundadır.

Metin Göktepe, Manisa (1996’da öğrencilere işkence), Süleyman Yeter davalarında faillerin cezalandırılması işkencecilerin elini soğutmaya katkı sağlamıştır. İşkencecilerin elini soğutmak, “rutin dışına çıkan” devlet görevlilerini cezalandırmak Mehmet Ağar’ın deyimiyle duvardan bir tuğla çekmek gibi bir şey olacaktır. Bu durumda maazallah yasa dışı yapılan “bin operasyon” deşifre olur, ortaya bütün suçlar saçılıverir.

Hasan Ocak’ın kaybedilmesinden bugüne gözaltında kayıplara karşı çok önemli mücadeleler verildi. Gözaltında kaybetmeyi bir rutin haline getiren zebaniler geri çekilmek zorunda kaldı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Cemaatçi olduğu iddia edilen kişilerin kaçırılma hikâyelerini duymaya başladık. Sol kamuoyunda Fethullahçılara yönelik antipati nedeniyle kaçırma, kaybetme olayları yeterince gündem olamadı. Bu sessizlikten cesaret alan zebaniler sol ve Kürt siyasetçilere yöneldi. Beyaz Torosların yerini alan Siyah Transporterlar Ankara sokaklarında onca Mobese’nin önünde siyasetçi, kadın, öğrenci kaçırıp darp etti. Özellikle Ankara kaçırma işleri için merkez seçilmiş gibi görünüyor. Her şeye rağmen bugün insan kaçırma eylemine ortak ses verilebiliyor olması, çok sert polis saldırısına rağmen demokratik haklarda ısrar edilmesi “pilot bölge” uygulamasının ayarlarını bozuyor. İnsan kaçırma politikasının korku yaratma etkisi zayıfken, bu suça karşı en geniş birlikteliğin sağlandığını görebiliyoruz. Gökhan Güneş ve Ankara’da üç öğrencinin kaçırılmalarına karşı verilen ortak tepki korku duvarını yıktı, cesarete yol açtı. “Cesaret bulaşıcıdır” diyerek korku imparatorluğunu yıpratmak dışında bir yol yok da yoktu zaten. Cumartesi Anneleri’nin kararlılığıyla “Kaybedenler kaybedecek” diyebilmek “Görünmeyenler’i” görünür kılacak.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                Veli Saçılık                                                            

HINTERLASSEN SIE EINE ANTWORT

Please enter your comment!
Please enter your name here