‘Kürdistan’daki operasyonlar IŞİD’le savaşta dikkati dağıtıyor’

4

IŞİD karşıtı Uluslararası Koalisyon’un önceki dönem sözcüsü Albay Myles Caggins, ‘Kürdistan’daki operasyonlar IŞİD’le savaşta dikkati dağıtıyor’ dedi

Covid-19 pandemisi dolayısıyla tüm dünyanın ertelediği veya rafa kaldırdığı siyasi, askeri, iktisadi ve ekolojik sorunlar yeniden gündem olmaya başladı. ABD başkanlık seçim sürecinin bitmesiyle birlikte özellikle Ortadoğu’da birçok devlet yeniden pozisyon belirliyor. Türkiye, bu süreçte Irak, Suriye, Kafkasya ve Akdeniz gibi coğrafyalarda askeri faaliyetlerini aksatmadan sürdürdü. En son Federe Kürdistan’ın Garê bölgesine yapılan operasyonda 13’ü alıkonulan toplamında açıklanan 16 askerin yaşamını yitirmesi, Kürt sorununda askeri çözüm seçeneğinin süreceğini gösterdi. İçeride ve dışarıda yarattığı ağır sorunlarla uğraşan AKP- MHP hükümeti, çözümü Suriye’nin kuzey ve doğusuna yönelik askeri müdahalelerde arıyor. Hükümete yakın kaynaklar, “ABD ile savaşmaya hazır olalım, ABD’nin yardım konvoylarını vuralım” gibi yazı ve görüşlerle, savaş politikasına çanak tutuyor. Türkiye, her fırsatta hedefine koyduğu, düşman olarak tarif ettiği, müzakere ve diyalog kurmak yerine savaşla ortadan kaldırmak istediği Kuzey ve Doğu Suriye’ye yeni bir askeri operasyona kalkışır mı? 10 yılı geride bırakan Suriye iç savaşında uluslararası, bölgesel ve yerel güçlerdeki hareketlilik neye işaret ediyor? Suriye ve Kürtleri gelecekte ne bekliyor? ABD bölgede kalacak mı, gidecek mi? IŞİD’le kim ne kadar ve hangi niyetle savaşıyor? Tüm bu soruları Türkiye tarafında tepki, Kürtler arasında ise sempati toplayan Suriye ve Irak’ta DAİŞ’e karşı mücadele için ABD komutasında oluşturulan Uluslararası Koalisyon’un bir önceki dönem sözcüsü Albay Myles Caggins’le konuştuk. Sözü uzatmadan halihazırda Birleşik Devletler Ordusu 3. Kolordu sözcüsü Caggins’la yaptığımız söyleşiye buyurun.

Öncelikle Kürt halkıyla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum. Rojava’ya (Ortadoğu’ya) gitmeden önce Kürtler hakkında bir fikriniz, tanışıklığınız var mıydı?

Ağustos 2019’da Ortadoğu’ya gitmeden önce hiç Kürt arkadaşım olmamıştı. IŞİD’i Irak ve Suriye’den temizlemek için Uluslararası Koalisyon’un sözcülüğünü yaptığım sırada, görevim sonucu Kürt arkadaşlarımla tanışma fırsatı buldum. Birleşik Devletler Ordusu’nda bir albayım. IŞİD’e karşı savaşta Uluslararası Koalisyon’a dahil 78 ülke ve beş uluslararası örgüt var. 2014’ten beri Irak ve Suriye’de Suriye Demokratik Güçleri, Irak güvenlik güçleri ve Peşmerge ile ortak çalışıyoruz.

Kürdistan’daki ilk deneyiminizi bizimle paylaşır mısınız, ne bekliyordunuz, ne buldunuz?

Kürdistan’daki ilk deneyimimi çok net hatırlıyorum ama biraz geriye, 2003’e gidelim. O dönem ABD Ordusu’nda yüzbaşıydım. Saddam Hüseyin’i devirmek için gerçekleştirilen operasyonda dördüncü piyade tümeninde görevliydim. Beraber olduğum ekiple birlikte Diyala’ya gönderildik. 2003 yılının Mayıs ayında Diyala’da Mansuriyah ve Muqdadiyah adlı bölgeye gittik. Buraya ulaştığımızda yollarda Kürt Peşmergelerin bulunduğunu gördük. Peşmerge kontrol noktaları da vardı. O zaman istihbarat toplantılarımızın birinde bize bilgi verilmişti, Peşmergeleri görünce saldırmayın onlar bizim dostlarımız denmişti. Yani Kürtlerle ilk karşılaşmam buydu. Fakat 2019’a kadar henüz Kürt savaşçılarla ilişkilerimi geliştirmeye başlamamıştım. Irak’ın Kürdistan Bölgesi’ne ilk gidişim 2019’un Ekim ayında oldu. Bu, Türkiye’nin Kuzey Doğu Suriye’de “Barış Pınarı” adlı operasyonla işgal girişiminden hemen sonraya denk geliyor.

Sizi etkileyen (şaşırtan, hüzünlendiren, güldüren) bir anınızı paylaşır mısınız?

Pek çok kişisel anım birikti bu süreçte. Sizinle birkaç tanesini paylaşayım. Pek çoğunda Bağdat’taki üssün civarındaydım. ABD Büyükelçiliği yakınlarındaki üssün etrafında 6 metre yüksekliğinde patlamaya dayanıklı beton duvarlar vardı. Bağdat’taki güvenlik durumları nedeniyle üssün dışına çıkamıyorduk. Fakat fırsat bulduğumda üniformayı çıkarıp sivil kıyafetlerle Irak’ın Kürdistan bölgesine, Erbil’e gidiyordum ben. Yine bir gün Erbil Kalesi’ne gittim, kalede, bu pandemiden önceydi, dolaşıp tarihi yerleri görüp Erbil’in güzelliğinin tadını çıkarabiliyor, insanlarla sohbet edebiliyordum. Orada Mam Khalil’s Çay Evi var. Kale içinde oldukça ünlü bir yerdir. Oranın sahibi Kak Muhammed ile oturur, saatlerce siyaset konuşurduk. İlk gittiğimde bana dönmüş ve “Seni biliyorum. Koalisyon sözcüsüsün sen” demişti ve sonrasında da arkadaş olmuş sıkça sohbet etmeye başlamıştık. Dediğim gibi, saatlerce siyaset konuşurduk özgürce, yalnızca Kürdistan, Irak ya da Ortadoğu siyasetini değil, Amerika’yı da konuşurduk. Bazen çay evine gelen diğer insanlar da bu sohbetlere katılırdı. Hayatımda ilk limon çayını burada içtim. Tadı hâlâ damağımdadır. Oraya dair en çok özlediğim şeylerden biri bu. Orada olmak, insanlarla sohbet etmek, Kürtlerin en bilinen özelliği olan misafirperverliği ilk elden görmek çok güzeldi. Bu ilişkilerim hâlâ sürüyor. Bakur, Başur ve Rojava’dan arkadaşlarımla hâlâ internet üzerinden görüşüyorum. Burada Dallas, Teksas, Washington DC gibi pek çok yerde de Kürt arkadaşlarım oldu. Pandemi biter bitmez geri dönmeyi çok istiyorum.

Öğrendiğiniz ilk Kürtçe sözcük neydi?

Öğrendiğim ilk Kürtçe sözcük spas (teşekkür) oldu. Sonra gelek spas (çok teşekkür) ve spas dikim (Teşekkür ederim) öğrendim.

Rojava’daki değişim aynı zamanda bir kadın devrimi olarak dünya tarihe geçti. Sizin Kürt kadınlarıyla çalışma şansınız oldu, buna dair özel bir şey paylaşacak olursanız, ne anlatırsınız?

Demokratik Suriye Güçleri’nin kadınlarıyla çalışma fırsatım sınırlı oldu. Beraber çalıştıklarım genelde sözcülerdi. Mesela Deir ez-Zor Askeri Meclisi Sözcüsü Lilwa Ebdulah ile tanıştım. Buluşup Suriye hakkında konuştuk. Onu ilk defa televizyonda gördüğümde çok etkilenmiştim. Kendi bölgelerindeki askeri operasyonlarla ilgili açıklama yapıyordu. IŞİD’in kalıntılarını yakalamak için büyük bir operasyon vardı ve o da benimle aynı işi yapıyordu, başsözcüydü. İşini çok iyi yapıyordu. Kadın Koruma Kuvvetleri’nden Nişa Gewriye ile tanıştık o süreçte yine. O da inanılmaz başarılı bir başsözcüydü. Suriye Demokratik Güçleri’nde sözcü olarak da yer alsanız aslında bir savaşçısınız. Televizyonlara demeç veren savaşçılardı bu kadınlar. Cesaretlerine, güçlerine ve morallerine hayran kaldım. Altı, hatta yedi yıl boyunca aralık vermeden savaştıktan sonra, ki IŞİD’e karşı yürütülen savaşta her biri kişisel olarak yakın arkadaşlarını da kaybetmişti üstelik, ama her gün ayağa kalkıyorlar, üniformalarını giyiyor, kamera karşısına geçip SDF’nin yürüttüğü operasyonlar hakkında kendinden emin ve yetkin ve son derece güçlü bir şekilde konuşuyorlardı. Irak’ın Kürdistan tarafında ise beraber çalıştığım bir ortağım vardı. Kadın Tanya Aziz. Süleymaniye’den bir Kürt kadını. Tanya, Halepçe’de Saddam Hüseyin tarafından bombalanmış Kürdistanlı bir genç kadındı ve çocukluğundan kalma kimyasal yanıkları vardı hâlâ vücudunda. O zamanlar Şam’dan bir şekilde çıkmayı başarmış, ABD’ye gelmiş ve vatandaşlık almış. Tanıştığımız dönemde ise akıcı bir İngilizce ve Soranca bilerek bölgeye geri dönmüş, her gün bana tavsiyelerde bulunuyordu. Onunla ortak çalışmak benim için bir onurdu.

IŞİD’le savaşta Kürtlerin konumu ve yaklaşımına dair kişisel izleniminizi öğrenmek istiyorum…

Geçmişe hızlıca bir göz atalım. Tarihçiler geri dönüp IŞİD’e karşı savaş meydanındaki zaferlere baktıklarında, IŞİD’e karşı ilk büyük zaferin Kürtler öncülüğündeki güçler tarafından Kobani’de kazanıldığını görecekler. Hem de tüm dünyanın artık IŞİD’in yenilmez olduğunu düşündüğü bir zamanda. Yani düşünsenize, Suriye’nin çoğunu, Irak’ın üçte birini ele geçirmiş, büyük ve yüce Musul’u düşürmüşlerdi. Her yerde kara bayraklar dalgalanıyordu. Ancak, hava saldırıları düzenleyen koalisyonun da az bir desteğiyle General Mazlum komutasındaki Kürt güçler, IŞİD’e karşı savaşıp onu yenebildi. Irak tarafında ise Kürt Peşmergeler Musul Barajı’nı ve Musul’u geri almak konusunda son derece kilit noktadaydı. Yani şunu söyleyebiliriz ki Kürdistan’ın tüm parçalarından Kürt savaşçılar, Rojava’da, Irak Kürdistanı’nda, halklarını korumak için savaştı. Onlarla ortak olmak, unutulmadıklarını hissettirmeye çalışmak benim için onurdu. Unutturmamak diyorum, çünkü Koalisyon’un sahada çok fazla savaşçısı yoktu. Savaşan, ölen, ölülerini onurlandıran, yaralılarını iyileştiren o topraklardaki Kürt ve Arap güçleriydi. Biz Koalisyon olarak onları elimizden geldiğince desteklemek için oradaydık, benim Koalisyon sözcüsü olarak rolüm de buydu.

Uluslararası Koalisyon’un içinde 78 ülke ve beş uluslararası örgüt olduğunu söylediniz. Görev sürenizde IŞİD’e karşı savaşan ülkeler arasında bulunan Türkiye’ye ilişkin bir parantez açacak olursak neler söyleyebilirsiniz?

Bu oyunda pek çok yerel askeri güç var ve bu güçlerin bazıları IŞİD ile savaşma misyonunu yavaşlatan veya dikkati bu misyondan uzaklaştıran kararlar alıyor. Bu güçlerin bazı farklı gündemleri var ve bu gündemlere göre hareket ediyorlar. Oysa Suriye Demokratik Güçleri, IŞİD’i yok etmeye odaklanmış durumda. Bu farklı milletler arasında düzenli olarak üst düzey görüşmeler oluyor. Pek çok kez bu gibi durumlarda bu taraflara sivillere zarar vermemelerini, hareketlerinin sonuçlarını bir kez daha düşünmelerini söylemişliğimiz oldu. Eylül, ekim aylarında bölgeye gittiğimde Rasuleyn (Serêkaniyê) ile Tel Abyad (Girê Spî) arasında bir güvenlik mekanizması bölgesi olarak adlandırılan bir güvenli bölge geliştirme çabası vardı, ama olmadı. Bu durumun on binlerce insanın yerinden edilmesi, göçe zorlanması, hayatları boyunca çalışıp sahip oldukları evlerini ve işlerini kaybetmeleri, kamplarda yaşamak zorunda kalması gibi trajik sonuçları oldu. Neden? Çünkü bir ülke kendini güvende hissetmediğine ve benim tarafımdan kesinlikle anlaşılamayan nedenlerle, öteki ülkenin sınırlarına yerleşmek istediğine karar verdi. Bu çok hassas bir meseleydi. Hâlâ öyle. Yani, Afrin’de olanlara bakın, şu anda Kürdistan bölgesinde süren operasyonlara bakın. Bu durum IŞİD’le olan ve SDF ile ortak yürüttüğümüz savaşımızda dikkati dağıtıyordu. İleriye bakınca, şu anda Koalisyon sözcüsü değilim, ama mevcut yönetimin verdiği sinyallere bakarsak, ABD Suriye’nin Kuzeydoğusunda konumlandığı noktalarda varlığını sürdürecek gibi görünüyor.

IŞİD yeniden Suriye’de etkin olmaya başladı. Uluslararası güçlerde bir hareketlilik var. Bir asker olarak Suriye’nin ve özelde Kürtlerin Ortadoğu’daki geleceği hakkında fikriniz nedir?

Biraz zaman alacak. Uluslararası ulusların 10 yıl önce 2011’de başlayan Suriye iç savaşını sona erdirmek için bir anlaşmaya varmalarını öngören 2254 sayılı BM kararı var. Bu iç savaş sona erdiğinde belki özerk bölge hâlâ var olmuş olacak. Gerçekten bilmiyorum, bu Esad rejimi tarafından karar verilecek bir husus. Umuyorum ki Özerk Yönetim de o masada olacaktır. Başka oyuncular da olacak elbette ama Birleşmiş Milletler tarafından koordine edilecek. Sihirli bir küreden geleceğe bakmamaya çalışıyorum. Çünkü kırk yıl düşünsek 2012’de olmuş olanları öngöremezdik, IŞİD gibi bir grubun Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü ele geçireceği kimsenin aklına gelmezdi. Bu nedenle geleceği tahmin etmeye çalışarak vakit kaybetmemek lazım. Öte yandan şunu biliyorum ve buna odaklanıyorum, Suriye Demokratik Güçleri bir arada olduktan sonra ve SDF’nin başında General Mazlum olduktan sonra, askeri koordinasyonlar ve yönetim konseyleri iletişimlerini sürdürdükten sonra, Kürtler, Araplar, Ermeniler ve Süryani halkı ile ortaklaşa güçlü bir koordinasyon sürdükten sonra, Kuzey Suriye’de daha uzun bölgesel bir istikrar olacaktır.

Görev süreniz dolduğunda DSG sözcüsüyle yapmış olduğunuz basın toplantısında gözyaşlarınızı tutamadınız. O ana dair neler söylemek istersiniz?

Görev yaptığım 13 ay boyunca Heval Mustafa Bali ile hem sıkı bir iş ilişkisi hem de dostluk geliştirdim. O da Suriye Demokratik Güçleri’nin sözcüsüydü. Kino Gabriel dahil pek çok yardımcı sözcüyle de dostluklarım oldu. Haseke’de son bir basın açıklaması planladık. Oradaki görevimin bitmesine birkaç gün kalmıştı. Normalde Rojava’daki gazeteciler Koalisyon sözcüsüne ulaşamıyordu. Benden önceki sözcüler Bağdat’ta elçilikte yaşıyor ve nadiren dışarı çıkabiliyor ya da buna pek de zahmet etmiyorlardı. Genelde tweetlerinde İngilizce, bazen de Arapça kullanıyor ama bölgede kullanılan başka dillerde tweet atmıyorlardı. Görev sürem dolmuştu, gitmek üzereydim ve gitmek istemiyordum ve sanırım bu durum beni biraz duygusallaştırdı. Ve bilemediğim bir sebeple Türk medyası bu görüntüleri gördükten sonra bana karşı bir linç kampanyası başlattı. IŞİD ile savaşan bir grupla iyi ilişkiler içinde olduğum için bana neden saldırdılar bilmiyorum ama bu oldu. Elbette ki bu saldırılardan korkmadım. Çünkü biliyordum ki orada bulunmamın sebebi Suriye Demokratik Güçleri ile ortak çalışmaktı. Aynı şey Irak güvenlik güçleri için de geçerlidir. Orada hep beraberdik ve IŞİD ile savaşıyorduk. Bölgede bu dostlukları kurabildiğim ve sürdürebildiğim için çok şanslıyım. Benim için bir onurdu her birini tanımak.

Duygularınızı ifade ettiniz. Bizim aracılığımızla Kürtlere bir mesajınız var mı?

İlk mesajım, ‘Zor spas, gelek spas.’ Kürtlere mesajım şu: Tarihinize bakın. Kürtlerin tarihine. Amerika’daki siyahlarla bazı paralelliklere bakıyorum, bizlerin tarihi ezilenlerin tarihidir, baskının tarihidir, bizler, dilleri çalınan, kültürleri baskı altına alınan insanlarız. Ama yine de sebat etmek zorundayız. Atalarınızdan güç alın. Özgürlük ve refaha doğru yürüyüşünüze devam edin. Son olarak, şunu söyleyebilirim: Kürt halkının misafirperverliğinden ve dostluğundan kesinlikle çok etkilendim ve ilham aldım. Aynı bugün olduğunu gibi, en zor soruları soran gazetecilere minnettarım. Kürtlerin bitmeyen dostluklarına minnettarım. Ve bir asker olarak, savaş alanındaki cesaretlerini, şehitlerini onurlandırmalarını, yaralılarını ve ailelerini, köylerini IŞİD’den korumalarını izlemek destansıydı.

Sedat Yılmaz-Gözde Çağrı Özköse/MA

Yorum Yaz