Ekvator seçimleri ve Güney Amerika solunun paradoksları

9

En çok oyu (%32) şu anda Belçika’da sürgünde yaşayan eski başbakan Rafael Correo’nun adayı Andres Arauz aldı. İkinci sırada ise ekolojist hareketten gelen ve yerli halkın adayı Yaku Perez (%19,80) yer alıyor. Muhafazakar aday Bankacı Guillermo Lasso %19,60 gibi az bir farkla üçüncü sırada bulunuyor. Demokratik sol adayı ise % 16 ile dördüncü sırada. Henüz oyların tümü sayılmadı ancak mevcut tabloda, Correo ve Perez ikinci tura kalmış görünüyor.

11 Nisan’da yapılacak ikinci tura yükselen ilk aday UNES ‘Umut İçin Birlik’ adayı Andres Arauzoldu. İkinci aday ise, eğer bir itiraz gelişmezse on gün içinde kesinlik kazanacak.

İkinci tura Andreas Arauz’un karşısında yerli halkın temsilcisi olarak katılan Pachakuti adayı Yaku Perez  kalırsa Perez’in kazanma şansı çok yüksek olarak değerlendiriliyor.  Zira demokratik sol parti adayı Xavier Hervas yaptığı açıklamalarda Perezi destekliyeceğini beyan ediyor. Aynı şekilde, muhafazakar aday Guellermo Lasso da ikinci tura kalmaması halinde Perez’i destekleyecek.

Ancak Guellermo Lasso ikinci tura çıkarsa, Andreas Arauz’un kazanma ihtimali güçleniyor. Çünkü solcular ve yerli halkın çoğunluğu Guellermo Lasso’ya oy vermeyi düşünmüyor.

Her kim seçilirse seçilsin adayların ya da partilerin hidro elektirik santrallerinin yapımı, yer altı kaynaklarının çıkarılması, tarım endüstrisinin tahribatları konusunda, sağlık ve işsizlik konusunda, Ekvator’da ve Kıtada yükselen kadın hareketlerinin talepleri konusunda, adaylarda net bir perspektif ve program görünmüyor.

POPÜLİZM VAR, ÇÖZÜM YOK

Eğer Ekvator ve Latin Amerika kıtasındaki sol ve ilericiler hakında bir değerlendirme yapacak olursak, aynı amaçla kurulan partiler ve aynı idealler ile siyaset yapan liderler çok fazla. Bu partiler ve liderler birbirlerinden çok etkileniyor ve birbirlerine çok benzeşiyorlar.

Yıllardır sosyalizm ve ilericilik iddiasındaki Venezuela açlık ve sefalet ile boğuşuyor. Bu boğuşmanın nedeni ABD ambargosu mu yoksa Hugo Chávez veya yaveri Nicolás Maduro`nun politikalarının sonucu mu ya da her ikisi mi? Bu başlı başına bir tartışma konusu…

Bütün kıtada olduğu gibi Venezuela`nın da her türlü tarım ve hayvancılığa elverişli zengin toprakları var. Ama toplum şehirlerde, üretim yapmadan, üst üste yığılmış dünyanın en büyük fabrikası kurulacakmış gibi bekliyor.

Chávez ya da Maduro toplumu ileriye götürmek adına, hiçbir üretimi olmayan şehirlere teşvik edeceğine köylere yönlendirseydi Venezuella’da açlık ve sefalet olur muydu? Ya da ABD ambargosu bu kadar etkili olur muydu? Neticede Güney Amerika kıtası endüstri ülkeleri değil, tarım ülkeleridir. Endüstriyel üretim için yer altı zenginlikleri çok fazla ama burdaki toplumlar her zaman toprağa bağlı üretimi esas alan bir yaşam sürdürmüşler. Kürtler’in durumunun aksine iklim koşullarından kaynaklı olarak sadece 6 ay üretim yapılan bir durum yok. Latin Amerika kıtası, uygun iklim koşulları ve sürekli kendisini yenileyen bir toprak ana –Pachamama- olarak karşımızda duruyor.

SOLDAKİ PERSPEKTİF SORUNLARI

İnsanların refahı ve mutluluğunu amaç edinmiş sol ve ilerici partiler, neden insanları şehirlere teşvik ediyor sorusu hala yanıtını bulmuş değil. Sanki şehirlerde fabrikalar herkese ve her türlü iş imkanları yaratacakmış gibi, köylerin boşaltılarak şehirlerin favelalarına (gece kondu) yerleştirilmeleri anlaşılır bir durum değil. Bu uygulamaları savunan ve teşvik edenler ne kadar sol veya ilerici sayılabilir? Gerçekten kestirmek çok zor, genelde ömürlerini hayali “dış düşmanlar” ile boğuşarak bitirirler. Güney Amerika`da ve Venezuela’da, kendilerini “sol ve ilerici” olarak tanımlayan hareketlerin amaç ve perspektifinde ciddi problemler olduğu bir gerçektir.

MEKSİKA’DA 4T DÖNEMİ

Meksika’da başkan seçilen Solcu Lopez Obradorun da benzer bir durumda. 80 yıl boyunca sağ muhafazakar iktidarların yönettiği Meksikada sol ilericiler ilk defa iktidar fırsatı yakaladılar. İlk dönemlerde devlet uçağını ve özel makam araçlarını red eden Lopez Obrador, 4T (Cuarta Transformación) adı altında ülkenin dördüncü kalkınma döneminin programını hazırladığını beyan etti. 4Tnin 1. Dönemi Bağımsızlık 1810, 2. Dönemi Reformasyon 1858, 3. Dönemi Devrim 1910 Anayasanın ilanı ve 4. Dönemde Lopez Obradorun bir kaç yatırım ile ilan ettiği dönemdir.

En büyük yatırımlarından biri Chiapas`dan (Zapatistaların bölgesi) başlayarak Meksikayı boydan boya dolaşan Maya hızlı treni projesi, hidro elektirik santrallarının yapımı ve Meksiko City’e büyük bir hava alanının yapımı. Aslında, tüm bu planlamalar, daha önceki hükümetlerin neo liberal politikalarına hız vererek onları sürdürmek anlamına geliyor. Lopez Obrador’un, diğer hükümetlerden farklı olarak yaptığı tek şey, bu projeleri halk oylamasına (referenduma) sokarak yapmasıdır.

Sonuçta, sol ve ilericilik adına yapılan bu yatırımlar, doğayı daha çok tahrip eden projeler, toplumun kendisine yeten üretim sistemini bozduğu gibi, açlık ve yoksulluğu derinleştiriyor. Halbuki Lopez Obrador iktidara geldiğinde en çok yerli halklar ve sol, ilerici ve demokrat kesimler sevinmişti. Gelinen aşamada bir önceki hükümetlerden herhangi bir farkı olmadığı daha açık bir biçimde görünür hale geliyor.  

ARJANTİN’DE EKONOMİK VE SOSYAL ÇÖKÜŞ

Venezuela’dan sonra enflasyonun en yüksek olduğu Arjantin’in durumu birçok ülkeden daha kötü bir durumda. Ekonomik ve sosyal kriterlere, halkın refah seviyesine bakıldığında aslında çoktan iflas etmiş bir ülke. Arjantin’in bu duruma gelmesi salt son dört yıllık muhafazakar Macri hükümetine bağlanamaz. Bu durum, yıllardır ülkeyi yöneten, sol-ilerici olarak adlandırılan lider ve partilerin, çözümsüz popülist politikalarının sonucudur.

BOLİVYA DAHA İYİ DURUMDA

Bolivya`da durum diğer ülkelere nazaran ekonomik ve sosyal olarak daha iyi. Bilindiği gibi yerli halk beyazlar tarafından sürekli horlanıyor ve ulusal kıyafetler ile şehirlere girişlerine izin verilmiyordu. Evo Morales, Bolivya’da ilk kez yerli halktan biri olarak 2006 yılında hükümete geldi. İlk yaptığı şey devlet arazilerinin (takriben 2,5 milyon hektar) çoğunu toplum üzerine tapulamak oldu. Çünkü bu araziler eski hükümetlerin desteği ile uluslararası şirketlere peşkeş çekiliyordu. Sağlık konusunda bütün toplumu kapsayan devlet desteği ve toplumsal seferberlik ile bir sağlık politikası güttü. Toplumun her kesimini kapsayan, eşit fırsatlar ve daha kaliteli eğtim projesi uygulamasına gitti, Yargı Sistemini kolonyal (sömürgecilik) sistemlerden arındırarak, ırk, din, cinsiyet, ayrımına son veren bir adalet sistemi uygulamasına geçti, dışa bağımlılık az olduğu için sabit para politikası gütmesi dolayısıyla para değerleri diğer para birimleri karşısında sabit kalmasını sağladı.

Bu olumlu gelişmelere rağmen köylere değilde şehirlere yatırım çok daha fazla olduğundan toplum şehirlere akın ediyor. Bunun en büyük nedeni de daha önceki ırkçı hükümetlerin yerli halklara şehirlerde ikinci sınıf muamelesi yapması. Morales hükümetinin de köylere daha fazla teşvikler ve yatırımlar yapmamasından dolayı tolum geleceğini daha çok şehirlerde görüyor, köy ve tarım üretimden kopararak şehirlere göç ediyor, gelecekte Venezuela gibi açlık ve sefaletin kol gezeceği ve toplumsal patlamalara neden olabilecek bir zemin hazırlıyor.  

EKVATOR’DA YERLİ HALK HEYECANI

Ekvator`un durumu da Arjantin ve Bolivya karışımı bir duruma benziyor. Arjantine benzemesinin nedeni daha önceki sol ilerici hükümetlerin uzun vadeli ekonomik çözüm perspektiflerinin olmayışı. Sol ilericilerin avantajı sağ hükümetlerin çözümsüz, ayrıştıran, zengini daha zengin eden politikaları. Bu durum da en fazla bir dönem hükümet olmalarını beraberinde getiriyor.

Bolivya’ya benzemesinin nedeni de ilk defa yerli halk iktidara ortak olabileceğini, kazanabileceğini ve artık büyük şehirlerde de ikinci sınıf muamelesi görmeyeceği inancıyla adaylarını hem ulusal parlamentoya hem de başbakan adayı olarak ikinci sıraya (seçim tam sonuçlanmadığı için şimdilik yerli halkın adayı ikinci sırada ama bu durum değişebilir) kadar taşıdı. Buradaki tehlike ise şöyle; Bolivya gibi seçilen yerli halkın vekilleri, halkı şehirlere teşvik ederek gelecekte, şehirlerde oylarını yükseltme ve şehirlerde daha etkili olma hırsına sahip olabilir.

Güney Amerika toplumu hem sağın hem de solun iktidarını görmüş, yaşamış ve yaşıyor. O kadar çok ayaklanmalara katılmış ki, “bir mesih gelse, bu sorunlarımıza bir çözüm bulsa, biz de rahat etsek” ruh hali çok yaygın. Arap baharı gibi bir durum yaşanır mı? Bilinmez…

Yorum Yaz