Doludizgin Kayyumistan ve pek memnun memurları

4
                        <b>Nasıl ki Kürt hareketi ve dostlarını ırkçı kimlik ve yerleşik kalıplar üzerinden izole etmeye çalıştılarsa bugün de akademik-demokratik muhalefeti LGBT üzerinden marjinalleştirmeye çalışıyorlar. Bu tam da özel harp taktiği</b>

Cengizhan Kaptan

Epeydir yazamıyorum; iş-güç, yetiştirilmesi gerekenler, arada bir kitap taslağı üzerine çalışma derken zaman hızlı hızlı akıp gidiyor. Gidiyor ama geçen zaman faşizmin kuvvetle muhtemel Covid-19’dan elde ettiği fırsat doğrultusunda daha da kötüye gidiyor. Anti-demokratik ülkeler ve anti-demokratik olmak için adeta yarışan ülkelerde yükselen faşist hareketler hükümetlerin dolaylı ya da dolaysız desteği ile sokaklara inerken, hükümetlerin memurları, hak aramak için sokağa çıkanların üstüne çullanıyor ya da gösterilerini yasaklıyor.

Kara lekeler

HDP’li belediyelere kayyum atandığında demokrasinin kırıntılarının da yok edilmekte olduğunu söyledi birçok aydın. Gasplar, hapis… Hapse göndermek için gizli tanık gibi bir kara leke tarihin sayfalarına kazındı. Artık kara lekeler tüm demokrasi sayfasını öyle kapladı ki eklenen, düşen lekeler algılanmıyorlar bile. Her cinayet, gasp, hapis o kadar sıradan ki… Mukaddes değerlerden dem vuranların insanların hayatlarını, değerlerini, iradelerini göremeyecek kadar körleşmeleri belki de artık bu lekenin leke olmadığına kendilerini inandırmalarından ya da lekeyi algılayamamalarındandır. Belki de kendilerinin leke olmalarındandır…

Özel harp taktiği

Boğaziçi Üniversitesi’nde birkaç eylem kırıcı hariç öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin direnişini görüyoruz günlerdir. Biraz politik bilinci olan herkesin öngördüğü gibi faşizm o pek bildik, tanıdık provokasyonunu yaptı. Suçlu bulundu: LGBT hareketi! Gaspı meşrulaştırmak için muhakkak bir kulp uydurmak gerekiyor; bu sefer de ikramiye(!) LGBT hareketine çıktı. Aslında sıradan, tesadüfi bir kulp değil bu; tam da adeta özel harp gibi bir taktik var arkasında. Toplumda önyargıların içselleştirilmesinin ve LGBT hareketine olan muhtemel önyargı ile yine ‘öteki’ üzerinden saldırı gerçekleştirildi. Ayrımcılık yine tavan yaptı, onurlu insanlar sapkın olarak nitelendirildi. Amaç özgürlükleri budamak, eleştirel düşünceyi kazımak ne de olsa. Mukaddes değerler mevcut ne de olsa!

Kayyumistan

İki açıdan bakacağım yalnızca. Birincisi, LGBT açısından. LGBT, neresinden bakarsak bakalım özgürleşmenin sembolü bir göstergeye denk düşer. Ataerkil yapıya, cinsel tahakküm ve kalıplara karşı özgür ve kendini ifade eden bir kimliğin ifadesidir, dışavurumudur. Dışavurum provokatiftir, sarsıcıdır, gerici egemenlerin katlanamayacağı şeydir. Sahte tanrılara “Hiçbir şey değilsiniz” diye göğsünü germenin manifestosudur bu dışavurum; “aşağı bakmaz” bu yüzden!

İşte bu özgürlüğe düşmanlığın LGBT üzerinden tüm özgürlüklere yansıtılması da bundan gerçekleşiyor. Çünkü egemen, en zayıf halkayı diğer halkalardan ayırarak iktidarını perçinleştirmek derdinde. Yazının başında HDP’li belediyeleri yazmam da bundandı; hem ülkenin Kayyumistan haline gelmesini betimlemek hem de gelişen Kürt muhalefeti ve dostları, aydınları marjinalleştirerek onları tutuklama gayretinin asıl nedenlerini bugünkü Boğaziçi Üniversitesi direnişine bağlamaktı. Nasıl ki Kürt hareketi ve dostlarını ırkçı kimlik ve yerleşik kalıplar üzerinden izole etmeye çalıştılarsa bugün de akademik-demokratik muhalefeti LGBT üzerinden marjinalleştirmeye çalışıyorlar. Sapkınlık tam da burada ama bu özel savaş taktikleri, bir stratejinin parçaları olarak ne zaman gerekirse uygulanıyor çünkü politik bilincin yerle bir edildiği bir toplumda nedenler, sonuçlar, uzantılar üzerinde durulmuyor ne yazık ki.

İstenmeyen yerde durmak

İkinci açım biraz daha bireysel. Bir kayyumun (Rektör demekten imtina ederim.) psişik hali. Bir düşünelim istenmediğimiz bir yerde olmanın ruh halini. Evde, işte, okulda; nerede ise. Sağlıklı bir insan istenmediği yerde durmaz, bu kadar açık ve net. Gidebilmek de bir erdemdir, hatta büyük bir erdemdir. Buna rağmen üniversiteyi çok iyi yerlere getireceğini iddia eden Heavy Metalci kayyum, daha varlık nedeninin aslında yokluk nedeni olduğunu anlayamaz bir ruh halinde seyreyliyor alemi. Bu arada Heavy Metal gerçekten dinler ve severim, sadece kayyumun doğru söylediğini düşünmüyorum ve inanıyorum ki haklı sebeplerim var. Voleybol oynayan eski bir Başbakan vardı (Binali Yıldırım), o ne kadar voleybol oynuyorsa kayyumumuz da o kadar Metal dinliyor gibi görünüyor. Söylemek istediğim şu: Bu özgürlük düşmanlığının sembol ismi olup bir de üstüne LGBT araştırma faaliyetlerini yasaklamak. Hem de öğrencisinden akademisyenine herkesin kendisini protesto ettiği halde. Hiç iken hiç bile olmamaya hızlı gidiş.

Özgürlük düşmanlığının daha açık bir göstergesi olabilir mi? ‘Hepinizin boynunu bükeceğim!’ aymazlığının daha idrak edilebilir bir versiyonu olabilir mi? Emir alarak edindiği mikro-iktidarı ile kendisini görevlendiren makro-iktidarın özet görüntüsünü geçiyor memur kayyum. Bir emir eri olarak, otorite fetişizminin ve hak gaspının tüm alanlarda nasıl yerleştirilmek istendiğini, kendini tamamen itibarsızlaştırarak, ibretlik bir şekilde gözler önüne seriyor. Kayyum olsa dahi asla iktidar arzusunu gerçekleştiremeyecek psikanalitik bir vakadır durumu. Bitik bir otoritedir. Zor ve cebir dışında bir hiçtir artık. Zaten faşizm de nihilist bir ideolojidir (Virilio’nun kulakları çınlasın.), etrafındaki her şeyi ve kendisini yok etmek üzerinden yok olana kadar var olur. Böyle bir ağın, böyle bir örgünün karşısında direnenleri selamlamak bir yana kendimi onlara borçlu hissetmek gibi bir haldeyim günlerdir.

Faik Öztrak hakkında

Bir sözüm de Faik Öztrak hakkında… İktidarın çekingen destekçisi idi partisi. Ne ara bu kadar açıktan faşizmi destekler oldular? Mukaddes değerleri olabilir bazı inançların ama bunu tüm insanlığa nasıl yamayabiliyorlar? Herkesin değeri kendince önemlidir, buna şüphe yok. Ancak kutsal diye dayatılan değerlerin faşizmi her alanda hâkim kılmak için manipüle edildiğini bilmiyor olamaz ne kendisi ne de partisi. Benim mukaddes değerim yok mesela. Ne aile ne okul ne de öğretmen, hiçbiri kutsal değil bana göre. Ama iyi olana saygı duyarım; hem de candan duyarım, politik saik ile değil… Kalkıp da iktidar ağzı ile hem de “insanlığın” ortak mukaddesatı diyen bir insanın iyi niyetli bir insan olmadığı aşikâr. “Ellerin Kabe’si var, benim Kabe’m insandır” diyenleri nereye koyacağız mesela? Bu kadar mı düşürüyor sağa çekilmek fersah fersah? Sola dair popülizm ve oy amaçlı tarihsel bir söylemi vardı CHP’nin, o da gerilerde kaldı artık tüm çıplaklığı ile. “Polis ağbileri ile birbirilerine düşürenler” diyen diğer kişiden bahsetmek dahi istemiyorum; kısacası iktidar söylemi, boyun eğme öyle bir ele geçirmiş ki bu kurum ve kişileri tek umduğum bu parti ve kişilerin daha fazla deşifre olmalarına gerek kalmadığını anlamış olması insanların. Bu partiler de özgürlük karşısında dikilen özgürlük anıtları gibiler. Bunlardan sıyrılarak ve kurtularak özgürlük gelebilir ancak. Politikayı iyi öğrendiler ancak insanlığa karşı olan borçları ödenemez hale geldi.

Muhalif nihilizmi

Velhasıl, faşizmin muhalefeti muhalefet içindeki ayrılıklar üzerinden bölmesine karşı kendini muhalif olarak tanımlayanların bir yükümlülüğü var diye düşünüyorum: LGBT bireyi, ezileni, emekçisi, sömürge insanı ile “bir” olabilmek. Farklılıklar içinde bir olabilmek. Bunu başarmadıkça “Bölünsek de çözülsek de başkaldırdık zamana” demekten öteye geçemeyecek gibiyiz. Kendi muhalif nihilizmimizi yaratmamak için bir olmalıyız diye düşünüyorum. Bu ablukanın dağılması için çoğu gereksiz ayrımlardan sıyrılmamız gerekmiyor mu artık sizce de? Hele ki o ayrılıkların çoğunda da aslında bizim gibi olmayanın özgürlüğü ve özgürleşmesi yatıyor dikkatli baktığımızda. Zaman bir arada olma zamanı daha da gecikmeden, yoksa Niemöller’in Türkiye versiyonunun anılarını okuyacak çocuklarımız ya da gelecek olan kuşaklar…

Ve Boğaziçi. Diren ha Boğaziçi, diren. Direnişin sadece kendi üniversite sınırlarında değil, eleştirel düşüncenin, tek tipçi anlayışa karşı ayağa kalkmanın, özgürleşme arzusunun, farklılıkların kendilerini ifade etme mücadelesinin sembolü oldu. Bir turnusol kâğıdısın artık, özgürleşmek isteyenler ile özgürlük düşmanları arasındaki ayrımı belirleyen bir turnusol kâğıdı.

Yorum Yaz