Dil yaresi

1
                        Dil ile bilinç arasında çok doğrudan bir ilişki söz konusudur. Kullandığımız sözcükler, cümleler, kavramlar hayata nasıl baktığımız, nasıl yaşadığımız, hayatı nasıl algıladığımızı gösterdiği kadar, neyi ne kadar bildiğimizi de gösterir elbette. Bir sözcük, bir kavaram, bir cümle zihnimizde, duygu dünyamızda, bilincimizde yer edininceye, bir anlamlar bütünü kazanıncaya kadar çokça zaman içinde çokça deneyimle yol alır. Bu çocukluğumuzdan beri böyledir. Ancak çocukluk döneminde dili öğrenme daha ziyadesiyle basit bir taklit üzerine kuruludur. Duyulan sözcükler bir anlama tekabül ettiği için değil içgüdüsel olarak bir tekrarı, bir oyun olarak taklidi içeren bir sistematikle kendini gösterir. Bebeklikte ve çocukluğun ilk yıllarında ihtiyaçlar, istekler beden dili kullanılarak dile getirilir. Ağlamak bebeklerin yaşadıkları rahatsızlığı dile getirmek için en çok başvurdukları yöntemdir. Duyduğu sesleri bir anlama dönüştürebilme, taklit edebilme kapasitesi geliştikçe dil ile kurduğu ilişki güçlenmeye ve yaşamı dil üzerinden kurabilme becerisine ulaşmaya başlar. Basit temel ihtiyaç ve isteklerini sözcükleri kullanarak, sözcükleri, karmaşık ve bütünlüklü anlam kurma sistematiği olan cümle ile ifade etmeye başlar. Fakat basit temel ihtiyaçları karşılayan sözcük ve cümleler dışındaki dil kullanımı çocukta çok uzun süre bir anlam karşılığı olmayan ya da güçlü bir anlam karşılığı olmayan bir taklit olarak kendini devam ettirir. Sözcüğü duyar, öğrenir ve hatta kullanır ama sözcüğün anlamını yaşamına içselleştirecek kadar henüz derinliğine kavrayamamıştır. Sözcüğün bu derinliğe ulaşabilmesi için çeşitli bilgilerle buluşması, çeşitli yaşam deneyimlerinden geçilmesi gerekir.Dolayısıyla yaş ne kadar ilerlemiş olursa olsun bilgi eksikliği ve yaşam deneyimlerinin zengin olmayışı dilin kullanılmasındaki sığılığın devam etmesine, sözcüklerin, kavramların, cümlelerin kullanımının anlama kavuşmamış ezberler olarak tekrarına yol açar. Çünkü bilgi ve deneyim henüz çocukluk dönemine denk düşecek bir kapasitedir. Bilmek, anlama vakıf olmak büyük bir çaba ve emek gerektirmektedir. Günlük yaşamda çevremiz bu emek ve çabayı göstermeden her türlü sözcük ve kavramı başımızdan aşağıya boca edenlerle dolu. Kalıp ifadeler, klişe sözler ve sloganlarla kurulan yaşam ilişkilerinde anlam, gün gittikçe derinliğini yitiriyor.

Örgütlü, bir felsefesi olan, paradigma sahibi sol sosyalist yapılar düşünce hayatında anlamın derinleşmesi kapasitesinin en zengin olduğu yerlerdir. Kendi yapılarını, temas ettikleri halk kitlelerini sürekli öğrenme ve bilme ile buluşturma; analiz etme, kurma, inşa etme pratiği içine sokma gayreti içerisindedirler. Çünkü bilirler ki karşı mücadele verdikleri iktidarlar dili yoksullaştırarak halkın bilincini de daraltmışlardır. Dili zenginleştirmeye dair verilen mücadele bilinci güçlendirmeye dair mücadeledir ve dili zenginleştirme mücadelesi son derece devrimci bir mücadeledir. Ancak ne yazık ki örgütlü yapılar içerisinde gelişen iktidarcı anlayış, tıpkı karşı mücadele verilen iktidarlarınkine benzer bir şekilde dilde çok ciddi bir klişe kullanımına, sloganik düzeyde anlamlandırma düzeyine indirgenmiş bir dil kullanımına yol açmaktadırlar. Bu dil kullanımı beraberinde öğrenmeye, bilgi birikimini çoğaltmaya, deneyim arttırmaya, anlam ve hakikat arayışçılığına kapıları büyük oranda kapatmaktadır. Örgütlü yapının kendine mahsus kullandığı kavram ve sloganları kullanmak, meseleleri bu kavram ve sloganlara referans vererek açıklamak yeterli gelmektedir. Bu kavramlar oluşturuluncaya, anlam derinliği kazandırılıncaya kadar harcanan entellektüel emekle hiç bir ilişki kurmadan, kullanılan sloganların oluşmasını sağlayan pratik süreci bilip algılamadan bu kavram ve sloganları anlatımına esas kılıp konuşmak çocukluk dönemindeki taklitten öteye hiç bir değer ifade etmez.

Bir paradigmaya ait kavramların, anlam kuran ve geliştiren slogan ve cümlelerin bilme ve öğrenme, içselleştirme süreçleri ile buluşmadan günlük yaşamda, ilişkilerde, eğitim çalışmalarında sürekli dile gelmesi bu kavramların altının boşaltılmasını, aşınmasını beraberinde getirmektedir. Sözcük ve anlam arasında bilme ilişkisi koptuğunda artık o kavram devrimci değişim ve dönüşüme değil iktidarcı, tutucu, gerici yaşamın devam ettirilmesi ve sağlamlaştırılmasına hizmet eder. Elbetle her örgütlü yapı, her yeni bir paradigma inşa eden hareket, kendine mahsus kavramlar, bir dil ve üslup geliştirir. Bu yeni dil ve üslubun özgünlüğü aynı zamanda o paradigmanın özgünlüğünün de bir nişanesidir. Ancak bu dil ve üslup kendini sürekli yenilemediğinde, kavramların altı doldurulmadan yaygınlaştığında bu durum paradigmanın nefes almasını zorlaştıran bir tıkaca, hareket edebilmesini engelleyen bir prangaya dönüşür. Dil başka bir şey söylerken yaşam başka bir minvalde seyr ü sefer eylemektedir artık. İlham Bakır

Yorum Yaz