Yazar Alihan Demir: Ya Star’da günümüz kadınıyla Tanrıça İştar’ı buluşturdum-VİDEO

3
                    <strong>İlk romanı olan ‘Ya Star’ kitabına dair konuşan Alihan Demir, “Günümüz kadınına, Mezopotamya kadınına, Kürt kadınına, dışarıdaki yaşam içerisinde mücadele eden, uğraşan, yorulan kadına dair bir ses oluşturmak ve bu sesi yaymak istedim” dedi.</strong></p><iframe  id="_ytid_47305"  width="1170" height="658"  data-origwidth="1170" data-origheight="658"  src="https://www.youtube.com/embed/9LA1O20RIyA?enablejsapi=1&autoplay=0&cc_load_policy=0&iv_load_policy=3&loop=0&modestbranding=1&fs=1&playsinline=0&controls=1&color=red&cc_lang_pref=tr&rel=0&autohide=2&hl=tr_TR&theme=dark&" class="__youtube_prefs__  epyt-is-override  no-lazyload" title="YouTube player"  allow="autoplay; encrypted-media" allowfullscreen data-no-lazy="1" data-skipgform_ajax_framebjll=""></iframe><p>“Yazar Alihan Demir, modernitenin kadın için bir cehennem ama en çok da erkek cehennemi olduğunu kendi dilinde roman tadında gösteriyor. Bunu biraz da çıplak ve aleni olarak bize gösteriyor. Kaçamayacağınız kadar yalın, kendini kandırmalar, aldatmalar, ucuz tuzaklar, süslü ışıklar, daha türlü türlü psikolojik oyunlar, algı yaratmalar, yanılmalar, yanılgılardan medet ummalar. Hiçbiri kar etmiyor hakikatin yakıcı ışıklarına. Bu yüzden bu roman, bir bakıma moderniteyi teşhir ediyor” diyor 25 yıldır tutuklu olan Seyit Oktay ve belki de ipuçları veriyor bize.

Resmi tarihin dışına itilerek yeni bir kalıba büründürülmek istenmiş kadının gizli kalmış tarihi, özgürlük arayışı ve modernite canavarının paramparça ettiği hakikati okuyucu ile buluşturmak istiyor Alihan Demir.

Kadının düşürüldüğü, 104 icadının çalınarak tüm toplayıcılığı ve kutsallığının cehennem karanlığına derdest edildiği topraklar olan Sümerler ile bu ‘canavarı’ yani erkek cehennemini eleştirel bir dille işleyen yazar herkese ciddi bir eleştiri ile bu hakikati yeniden diriltme çağrısında bulunuyor.

Yazar Alihan Demir’in ilk romanı olan ‘Ya Star’ kitabı raflardaki yerini aldı. Günümüz kadınıyla Tanrıça İştar’ın hikayesini birleştiren romana dair Alihan Demir’le konuştuk.

Diren Keser: Yazarlık serüveni nasıl başladı?

Alihan Demir: Liseden beri yazıyorum. Üniversitede biraz daha eğitim alınca daha dikkatli yazmaya başladım. Fakat üniversite bittikten sonra hayatın içerisine atılınca biraz daha sokaktaki yaşamı, gördüklerimizi, bu sefer tekniğe çok dikkat ederek değil de daha çok sokaktaki yaşamın sesini, gördüğümüzü yansıtma gereği duydum.

Ya Star’a gelmeden önce çok farklı öyküler, şiirler ve benzeri çalışmalarım oldu ama bir süre sonra ‘Ya Star’ı yazmak zorunda olduğumu hissettim. ‘Yazmasaydım çıldıracaktım’ diyebilirim. Bu anlamda bir toplumsal sorumluluk hissiyle bunu metne dökmem gerektiğini fark ettim. Başka sebepleri de vardı tabi. Edebiyatımızda da, dünya edebiyatında da tanrıçaya dönük bir metin çok görmedim. Ben biraz daha günümüz kadınına, Mezopotamya kadınına, Kürt kadınına, dışarıdaki yaşam içerisinde mücadele eden, uğraşan, yorulan kadına dair bir ses oluşturmak istedim, bu sesi yaymak istedim. Bu anlamda sokağa baktığım zaman geçmişe baktığım zaman 20 yıl öncesi, 5 bin yıl öncesi bu geçmiş aşamalarına baktığımız zaman Ya Star’ın kendi hikayesi kendi kendine yazılmış oluyor diye düşünüyorum.

“YA STAR MEZOPOTAMYA’DA KÜRT, ARAP, FARS, ACEM, KELDANİ, SÜRYANİ KADINININ ORTAK ÇIĞLIĞIDIR”

-Bunu biraz daha açabilir misiniz?

20 yıl öncesinde aklım ermeye başladığında biraz etrafı dinleyip, anlamaya başladığım zaman şunu hissettim; kadınlarımız özellikle zora düştüğü zaman, doğum öncesi, ölüm öncesi, son bir çığlık, son bir feryat, son bir ses olarak ‘Ya Star’ sözünü kullanıyor. Bu sözün gelişi güzel kullanılmadığını bir çeşit yakarış olduğunu, bir çeşit sitem olduğunu, bir çeşit isyan olduğunu hep hissediyordum. Çünkü o duygulara denk geldiğimizde bu söz ağızdan çıkıyordu.

20 yılı aşıp geçmişe gittiğim zaman bunun Sümer tanrıçası İştar’a kadar ilişkili olduğunu fark ettiğim de dondum kaldım. Sonra merdivenin basamaklarını çıkar gibi tarihin o dönemlerindeki aşamaları birleştirdiğimiz zaman hepsinin yapbozun parçaları olduğunu fark ettim. Mezopotamya’da Kürt, Arap, Fars, Acem, Keldani, Süryani kadınının ortak bir dili belki yok ama ortak sözlerinin olduğunu fark ettim. ‘Ya Star’da bu anlamda kadınların ortak bir çığlığı olmuş. Tanrıça İştar romanı yok, yazılmamış. Entelektüellerimiz tanrıçayı çok fazla diline dolamış olabilir fakat bunun materyalini, bilimini, romanını oluşturmamış, filmini çekmemiş, operasını yapmamış. Bana hep ilginç gelmiştir. Sümer toprakları 5 bin yıldır bu bölgeye etkiliyor ama bugün Sümerlere sahip çıkılmıyor. Bende bu kültüre biraz da biz sahip çıkmak, bu sesi duymak, en azından okunabilir, tartışılabilir, paylaşılabilir bir metne dökme gayreti vardı. Tabii başlangıcı da kadındı, öznesi de kadın, sonu da kadınla ilişkiliydi. Kadınsız başlayan her şey yıkılmaya mahkumdur. İçinde kadının olmadığı hiçbir şey yürüyemez. Dolayısıyla bu çalışmaya başlarken kadınla başlanmalıydı.

“ROMANI GEÇMİŞİNE, KÖKÜNE KARŞI BİR SORUMLULUK DUYGUSUYLA YAZDIM”

-Ya Star’ı yazmak ne kadar sürdü?

Ben her yıl bir kitap çıkaran yazar potansiyelinde değilim. Israrla 3-4 yıldır bu metne çalıştım ve bunu iyi bir eser olarak ortaya çıkarmak istedim. İyi bir metin yazdım, iyi bir dil oluşturmaya çalıştım. Çünkü bunu hızlıca oldu bittiye getirip bir kitabım olsun tarzında basit dürtülerle yazmadım. Bir bilinçle, politik ve toplumsal bir kaygıyla, geçmişine, tarihine, köküne karşı bir sorumluluk duygusuyla oluşturdum. Bir kadının daha iyi yazabileceğini düşünüyorum. Bir kadın yazarsa daha iyi yazar. Bir kadın da tersinden biri yolculuğu yazarsa bu bence güzel bir roman örneği olabilir.

Zorlu bir süreçten geçtik, geçiyoruz. İşi bilenler ‘bu süreçte bu kitabı basma’ dediler ama ben esere güveniyorum dedim. Bu insanlara ulaşacak dedim. Ne gerekiyorsa ben yaparım ve zor olan koşulları yürürüm, hallederim dedim. Düşündüğüm gibi de oldu. Bazen bir şeye gerçekten inanıyorsanız, arkasında duruyorsanız, öyle çok uzun yıllara da gerek yok, çok kısa sürede mesajınız ulaşılabiliyor.

“BENİ EN ÇOK ŞAŞIRTAN KADINLARIN ‘HEDA’ DA KENDİNİ GÖRMESİ”

-Tepkiler nasıl?

Şu ana kadar bu eserin gerek alt metnine gerek kadının psikolojisine, gerekse de sunumuna dair olumsuz bir şey duymadım. Belki daha eleştiriler gelecektir. Beni en çok şaşırtan kadınların ‘Heda’ da kendini görmesi, ama istisnasız. 18 yaşındaki öğrencimde, 40 yaşındaki arkadaşım da romanın kahramanında kendini görüyor. Bu yönde çok fazla tespit geldi bu da beni şaşırttı. Bu kadar beklemiyordum.

“ROMAN İSTANBUL’DA BAŞLAYIP URUK’DA SONLANAN BİR YOLCULUĞU ANLATIYOR”

-Romanınızı biraz anlatır mısınız?

Roman İstanbul’da başlayıp Amara’da sonlanan bir yolculuğu anlatıyor. Heda da İstanbul’da yaşayan, 29 yaşında bir kadın karakter. İçinde yaşadığı koşullar artık kendini savunamaz, ifade edemez bir durumda sıkıştırıyor. O da bir patlama noktasında, isyan ediyor. İsyan edince hayatın gerçekliği içerisinde bir yolculuğa çıkmak zorunda kalıyor. Bu yolculuk ona ilk başta ceza olarak gelse de bir süre sonra bir şehirden öbür şehre geçerken karakteri de, cümleleri de, olaylara bakışı da, gördüğü de, duyduğu ile birlikte karakteri üst kişilik aşamasına çıkıyor. Gitgide kadının doğasına, köklerine 5 bin yıl önceki Sümer köklerine yaklaştıkça adeta kendine geliyor, kimliğini buluyor, kendini ifade etmeye başlıyor, karşı çıkıyor, ‘Hayır’ demeyi öğreniyor. Yolculuğu Adana, Mardin ve devamında güneye, Sümer topraklarına, Uruk şehrine kadar giriyor. Orada Halepçe’ye, Kobani’ye, Felluce’ye, Bağdat’a dair hikayeleri duyuyor.

Hayatı boyunca aradığı bir şey ve yol boyunca asıl aradığı şeyin üzerine gittiğini görüyor. Yani öz kişiliğine, kimliğine, köklerine ulaşmaya başlıyor. Bu noktadan sonra da artık günümüz mevcut korkan, sinen, kendini anlatamayan, baskılanmış, cinayetlere kurban gitmiş, elli çeşit yerden yaralanmış kadın yok artık. Güçlü bir tanrıça oluyor Heda. İşte orada gerçek kimliğine ulaştığından artık Tanrıça İştar’la bir oluyor ve romanın devamında Tanrıça İştar’ın hikayesini okuyoruz.

“KİTABIN ANLATMAK İSTEDİĞİ, VERMEK İSTEDİĞİ MESAJIN OKUYUCUYA ULAŞMASINI İSTİYORUM”

-Okuyucu kitaba nasıl ulaşabilir?

Kitap bütün internet sitelerinde satışa hazır. İlk baskısı bitmek üzere, ikinci baskı için şu an düşünüyoruz. Geri dönüşleri önemsiyorum. Instagram üzerinden, YouTube kanalımdan sosyal medya üzerinden ulaşabilirler. Çünkü amaç gerçekten bir kitabım olsun ukalalığı değil. Kitabın anlatmak istediği, vermek istediği mesajın okuyucuya ulaşması.

-Yeni projeniz yada projeleriniz var mı?

Şimdilerde Gutiler üzerine araştırmalar yapıyorum. Bakalım nereye varacak. Hep birlikte göreceğiz.

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

Umarım mesajımız daha çok kişiye ulaşır ve bu anlamda artık sömürünün, soygunun, zulmün bittiği hayal ettiğimiz o eşit yaşama kavuşuruz. Cinayetle yan yana getirilen kadından ziyade biraz da üreten kadın, güçlü kadın, ayakta duran kadın ve değerleriyle ışık olan, yol gösterecek kadını konuşmamız gerekiyor. Umarım böyle zamanları en yakın zamanda yakalarız.

Diren KESER/MERSİN

Söyleşinin tamamı için; https://youtu.be/SMwSdilgoXY

Yorum Yaz