ABD seçimlerinin düşündürttükleri

6
                                                ABD dünyanın en büyük demokrasi ülkesi olarak takdim edilir. Demokrasi ve hukuk normlarının oturduğu, işleyişin tıkır tıkır çalıştığı bir demokrasi olduğu iddia edilir. ABD’nin asıl gücünün askeri değil, bu demokratik gücünden geldiği söylenir. Seçimler zamanında yapılır, kazanan gelir, kaybeden gider ilkesi işler. Demokrasi denilen mekanizma 250 yıldır böyle çalıştı.

Trump, 3 Kasım 2020 günü yapılan seçimleri kaybettiğini anlayınca “seçimi ben kazandım, çaldılar” deyip harekete geçti. Bu iddiasını üç ay boyunca dillendirdi. En son seçimlerin tescilleneceği gün taraftarlarına çağrı yaparak Kongre’yi işgal etti. Sonuçta yenilgiyi kabullense de, çözüldüğünü varsaymak kapitalist sistemin kendi kendini kandırmasıdır.

Trump için yapılan kimi değerlendirmelerde; uçuk, dengesiz, deli gibi kavramlar kullanılıyor. Kişi olarak bu değerlendirmelerin yapılması onu kimi yanlarıyla tanımlıyor olabilir. Diğer bir husus sorunun Trump üzerinde tanımlama ve değerlendirmeler meseleyi kişiselleştirmedir. Sorunu gerçek bağlamından kopararak kişi ile özdeşleştirmedir. Yani şu demek isteniyor, Trump “uçuk ve delidir, işte geldi geçti ve rahatlayın.” Gerçekten böyle mi? Trump’ın gitmesiyle Amerika rahatladı mı, yoluna emin devam edecek mi?

Kaldı ki, ABD küresel emperyalist bir güç. Bütün dünya kapitalist sistemini belirleyici özellikleri vardır. Yine kapitalist sistem sadece ulus-devletlerden oluşan bir yapı değil, beş yüz yıldır bir yaşam, zihniyet örgütlüyor; insanların sosyal hücrelerine kadar sirayet etmiş, yaşanan bütün insani ve ekolojik felaketlerin temel kaynağıdır. Meseleyi sadece Trump’ın gidişiyle çözüldüğünü varsaymak derin yanılgıyı yaşamak veya sorunun kaynağını gizlemekten yarar sağlayan sömürücü egemenlerin çıkarına hizmet edecektir. Trump deliyse 3 Kasım seçimlerinde kazandığı yaklaşık 74 milyon oy uzaydan mı geldi, son çağrısıyla Kongre’yi basan on binler nasıl açıklanacaktır?

Sorun çok fazla derinlerdedir. Doğrudan kapitalist modernist yaşamla ilgilidir. Onun yarattığı anti toplumcu yaşamın biriktirdiği sorunlar yumağıyla sadece ekolojik kriz oluşmamış; ondan daha derin insani krize yol açmıştır. Ekolojik kriz alınacak kimi köklü tedbirlerle geri döndürülebilir ancak insani krizin döndürülmesi giderek imkân dahilinden çıkıyor. ABD seçimleri insani krizin ölçülebilmesi için epey veri sunuyor. Oradan bakarak bölgemiz ve dünyanın içinde bulunduğu derin yönetememe, diktatörler, kriz-kaos sarmalının anlaşılmasına da katkı sunacaktır.

Toplumsal varlıkta insan temel öğe olarak yer alıyor. Çünkü insan toplumun en küçük hücresidir. O hücrelerin sübjektif ve objektif birliği toplumu oluşturuyor. Özellikle insanın zihinsel ve yaşamsal sıkıntıları büyüyüp kriz halini aldığında toplumun derin krizi kaçınılmaz olur.

Şu çıkarsama yapılabilir, hasta birey hasta topluma götürür. Kapitalizm hasta bireyler yarattı; onlar çoğalarak günümüzde önlenemez bir yıkıma götürüyorlar. Zaten Trump gibi kişilikler hem bu sistemin yaratımları hem de sistemin yönetim mercilerine kadar seçilerek gelebiliyorlar. Dünyaya bakıldığında adeta popülist diktatörlerin cennetine dönüşmüştür.

Aşırı egoist, beden zevkine düşkün, kibirli, yalancı, monologcu, demagog, bireyci, saldırgan, savaşçı, gaspçı gibi anti insani ve anti toplumcu ne varsa bu tiplerde mevcuttur. Ar damarları çatlayıp paramparça olmuştur. Utanmazlar.

Bu özelliklere sahip tipler kural, kaide ve norm tanımazlar, onları ayak bağı olarak görürler. Yasa, anayasa onlar için gereksizdir. Hemen tümü Tanrı tarafından görevlendirildiklerine inanır. Bu tipler yalnız değil, aynı özelliklere sahip dayandıkları bir kitle tabanı da sistem tarafından üretildiği için destek bulmaları kolay oluyor.

Özcesi kapitalizm kar kanununa göre bireycilik gibi liberal ideolojinin üretimleri olmaktadır. Toplumsal bağından kopartılan birey “beden zevkine” düşkün hale gelir. Ve o zevklerini tatmin etmek için yapamayacağı iş, cinayet ve katliam yoktur. Marks’ın ifadesiyle “kapitalizm yüzde üç yüz karın geldiği yerde işlemeyeceği katliam, cinayet yoktur” der. Trump gibilerini destekleyen saldırgan güruhlar kapitalizmin bu zihniyetinin bireylerde vücut bulma halidir. Trump gider yeni Trumplar gelir. Zaten hali hazırda dünyada çoklar. Zemin kurumadan da sona ermeyeceklerdir.

Kapitalizm zihniyen inşa etme ve yönetmenin algısı veya yanılsamasıdır. Önlenemez ise insanlık kendi sonunu kendisi getirecektir. Bunun önüne geçmek kapitalist modernist yaşamın dışına çıkmaktır. İktidar-devleti reddetme ve birey iradesini hiç kimseye devretmeden kendini yönetmeden geçer. Buna yerinde yönetim veya radikal demokrasi deniyor. Homojenleştirici ulus-devlet alternatifi demokratik ulus temelinde komün tarzı örgütlemedir. Kürtlerin geliştirdiği bu paradigma çözüme giden yolu gösteriyor.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                Haydar Ergül                                                                                                            

Yorum Yaz