KDP’nin yığınağı ve sürecin anlamı

5

KDP iktidarını sürdürebilmek için Türk devletine payandalık yapıyor. Parsel parsel Federe Kürdistan’ı Türk devletine teslim ediyor. Gare’ye yığınak, Şengal anlaşması Türk devletinin talepleri doğrultusunda olan şeyler. AKP-KDP ilişkileri derin ve kirli

Aslında KDP’nin bugünkü yaptıkları yöntem olarak yeni bir şey değil. Öncesinde de çeşitli biçimlerde, kendisine alternatif gördüğü Kürt oluşumlarının hemen hepsine karşı aldığı dostane olmayan tutum yakın tarihimizde bilinen bir gerçek. Bugünkü Federe Kürdistan’daki bütün kazanımları bir Kürt kazanımından çok kendi tekeline alma yaklaşımına sahip. Elinde tutmak istiyor. Aslında tam bir statükocu, menfaatçi ve iktidarcı yaklaşımlarla Federe Kürdistan benim diyor. Adında yer alan Demokrat kelimesi ile uzaktan yakından ilişki içerisinde değil. Zaten Qazi Muhamed’in kurduğu bir parti, KDP 1946’da Mahabad’dan sonra KDP’yi gasp etti. KDP’nin defacto olarak kabul etmek zorunda olduğu YNK var, PKK var. Ancak her ikisini de fırsatını bulduğunda bir kaşık suda boğmak istiyor. Bunu da her seferinde bir yerlerin payandası olarak yapıyor. Bu nokta önemli tabi, payanda olduğu güçlerin kimler olduğu sorusu oldukça önemli.

Tarihten örnekler

Tarihten bir iki örnek vermek gerekirse, 1946’da kurulan Mahabad Cumhuriyeti, Rusya’nın İran’dan çekilmesi ile İran devletinin tekrardan işgali ile sona erdi. Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin ordularının başındaki Mele Mustafa Barzani, bu işgal sonrası Rusya’ya kadar yürüdü, soluğu orada aldı. Celladından medet uman bir pozisyona düştü. Birilerine dayanarak ayakta kalmaya çalışan bir durumdaydı. Hep koltuk değneyi arıyordu ancak birilerine payanda oluyordu. Bir bakıyorsunuz Rusya’dan beklentili bir halde, bir bakıyorsunuz Tahran’a karşı Bağdat’ın yanında, bir bakıyorsunuz Bağdat’a karşı Tahran’ın yanında. En son olarak da Amerika’sız ve Türkiye’siz adım atamaz hale geldi.

Cezayir Anlaşması 

Bu tür ilişkiler sonucunda sırtını dayadığı güçlerin imzaladığı 1975 Cezayir Anlaşması sonrası ilan ettiği Aş-Battal ile silah bıraktı. Cezayir Anlaşması’nın taraflarından birinin İran olduğu biliniyor, buna rağmen Mele Mustafa Barzani yine ne hikmetse bu sefer de İran’a geçiyor, Şah’dan medet umuyor. YNK bu sürecin ortaya çıkardığı bir parti. Sonrasında gelişen YNK karşısında tekrardan silah kuşanıyor. KDP Kuzey Kürdistan üzeri tekrar döndüğü Federe Kürdistan’da kendisine rakip gördüğü YNK’ye karşı savaş başlatıyor. Orta yerde duran İran, Irak ve Türkiye gibi Kürdistan topraklarını sömürgeleştiren bu güçlere karşı herhangi bir tutum sergilemezken yönünü YNK’ye çeviriyor. Birçok YNK’li komutan, peşmerge, KDP eliyle katlediliyor. Ali Asker ve komutasındaki yedi yüze yakın YNK’li peşmerge Kuzey Kürdistan üzeri Behdinan’a geçerken Sami Abdurrahman denetimindeki KDP peşmergeleri tarafından pusuya düşürüldü. Yaşanan çatışma sonrası Ali Asker ve iki arkadaşı esir düştü ve göstermelik bir mahkeme ile idam edildiler, 700 civarındaki YNK’li peşmerge ise çatışmada yaşamını yitirdi.

KDP Saddam’ı çağırdı

1996 yılında yaşananlar 1979’da yaşanan Ali Asker olayından daha az vahim değildi. YNK’ye karşı Saddam’ı imdada çağıran yine aynı KDP’ydi. Saddam’a 1996’da mektup yazan da yine bu KDP’ydi. Saddam tanklarıyla Hewler’e girdi ve KDP, Saddam tankları eşliğinde YNK’ye karşı kazandığı zaferi, bir ulusal zafer gibi Ey Raqip Marşı ile kutladı.

JİTEM’le işbirliği

PKK’ye karşı 1992’de Türk devletini çağırdı. Zaxo, Duhok MİT elemanlarından geçilmez oldu. Türk devleti JİTEM’le yaptıklarının aynısını Duhok ve Zaxo’da da aynı JİTEM’le yapmaya başladı. Zaxo’da, Duhok’ta Kuzey’dekine benzer biçimde evler basıldı. Halen o zamanların aydınlanmamış faili meçhulleri var.

PKK’ye karşı Türk devleti ile birlikte operasyonlar düzenledi. Son on yıldır da Türk devletine sağladığı istihbarat bilgileri var. Türk devleti bu istihbaratlarla PKK’ye karşı savaş yürütüyor. Hewler, Duhok, Zaxo MİT’in cirit attığı alanlar olmuş. Türk devletinin Federe Kürdistan’daki üslerinin bulunduğu alanların hepsi KDP denetimdeki alanlar. Bugün de halen Zagroslardan Xakurke’ye kadarki alanlanlarda Türk devletinin varlığı söz konusu. Bunlar KDP’siz Türk devletinin gerçekleştirebileceği işler değil. Şimdiki Haftanin Savaşı da AKP-KDP ilişkisinin-ittifakının bir sonucu. Gare’ye yığınak yapılması, Şengal’e tekrardan KDP peşmergesinin gönderilmek istenmesi de kesinlikle Türk devletinin talepleri doğrultusunda olan şeyler. AKP-KDP ilişkileri derin ve kirli.

Karanlık ilişkiler

KDP, Federe Kürdistan Yönetimi’nden ve Irak yönetiminden defacto olarak bağımsız hareket ediyor. Türkiye ile ilişkilerini bu düzeyde yürütüyor. Resmi olarak açıklanan, açıklanmayan bir sürü, petrol satımı gibi, ticari anlaşmalar gibi, kara para aklamalar gibi ilişki var bu ikili arasında. KDP Federe Kürdistan’ın şehirlerini Türkiye vilayetleri konumuna getirmiş durumda. Zaten AKP de buraları öyle görüyor. Ama AKP yönetimindeki Türk devletinin öncelikli hedefi Musul ve Kerkük, sadece Federe Kürdistan değil. Bu noktada KDP kendi iktidarını sürdürebilmek için Türk devletine payandalık yapıyor. Son iki yıldır görünen de o, parsel parsel Federe Kürdistan’ı Türk devletine teslim ediyor. Kesinlikle sonraki süreçlerde üniversitelerin Kürdoloji bölümlerinde, Kürt siyaseti kürsülerinde KDP özel bir yer tutacaktır. Buna emin olunabilir.

Muhalefet yapamamak

Tabi toplum değişiyor, görüyor olan biteni, dün olduğu gibi bugün de ayağa kalkmış durumda, sonuçları kısa vadede nasıl olur kestirmek zor, ancak, var olan sistemin sürdürülemez olduğunun bir kanıtı olarak şimdilik değerlendirebiliriz. Toplum sadece KDP’den değil YNK de dahil Federe Kürdistanlı tüm partilere karşı tepkisini gösteriyor. Esas sorun KDP yönetimi iken bu partiler, muhalefet yapmadıkları, toplumun sorunları karşısında siyaset üretemedikleri için tepkilerin odağındalar.

Hatırlanırsa 21 Eylül 2013 seçimleri sonrası yaklaşık bir yıl hükümet kurulamadı. Bir yıl sonra kurulan hükümet muhalefete yer vermeyecek bir düzenleme ile oluşturuldu. Meclis’teki her parti hükümet içerisinde yer aldı. Yani herkes iktidardı. Ki, Goran Hareketi’ni de bitiren bu oldu, KDP hükümette bulundurduğu çoğunlukla bütün partileri etkisiz hale getirdi.

Halk niye öfkeli?

Toplum tüm partilere öfkeli. Son halk hareketleri bunu gösteriyor. Halk özellikle Türk devletinin etkin bir biçimde Federe Kürdistan’da bulunmasına öfkeli. KDP-Ankara ilişkisine öfkeli. KDP-Bağdat ilişkilerine öfkeli.

Habire bizim bunlarla alakamız yok diyen ancak bir çift laf etmenin dışında bir şey yapmayan muhalefet görünümlü diğer iktidar partilerine öfkeli.

Şengal’e karşı suç işlediler

Şengal üzerindeki anlaşmanın masadaki aktörleri, 2014 yılında bir aylık arayla Şengal’i terk etmiş orduların “muzaffer komutanları.” Bu “muzaffer komutanlar” özel önem ve konumda bulunan Êzidîleri soykırımla yüz yüze bırakmış komutanlar. Amiyane tabirle “Allah muhafaza” birileri çıkıp da bu halk korunmalı diyerek Şengal’e yetişmeseydi, bugün 20. yüzyılda yaşanan Ermeni, Asuri, Keldani ve Yahudilerin yaşadığı soykırımın benzeri 21. yüzyılda gerçekleşecekti.

Eğer Êzidî soykırımı gerçekleşmiş olsaydı -ki gerçekleşmemiş de olsa bütün yaşanan trajedilerin sorumlusu onlardır- bu soykırımın müsebbibi Irak merkezi hükümeti ve KDP yönetimi olacaktı. PKK bir nevi onları da, eğer gerçekleşmiş olsaydı, ellerini olası bir soykırım cinayetinde olmaktan kurtardı. Şimdi tek suçları organizeli bir cinayete teşebbüs. Hafifletici olur mu bilmiyorum ancak suçlarının büyük olduğu bir gerçek.

İki suçlunun anlaşması

Şimdi bu iki suçlu, Şengal üzerine, Êzidîler üzerine hesap kitap yapmaya devam etmek istiyorlar. Bir tanesi -Bağdat- BM’nin kendisine verdiği yetkileri kullanarak orası Irak toprakları, benim mülküm, yasalarımı kendim belirlerim diyor, arka planda var olan ise o hattaki Şia etkinliğini kırmak, diğeri -Hewler- o da 140. Madde’den dem vurup halen benim de orada hakkım var diyor, onun arkadasındaki plan ise PKK’den etkilenen Êzidîlerin kendi öz yönetimlerini oluşturmuş olmaları. İkisini bir araya getiren etkenler bunlarken, Türk yönetiminin hem Şia etkinliğinden hem de PKK ideolojisinin Şengal’de etkili olmasından duyduğu rahatsızlık her üçünü rahatlıkla bir araya getirebiliyor. Ayrıca Türk devletinin, stratejik noktadaki Şengal’e KDP ismiyle girmesi halinde, Şengal’in hemen batısındaki Kuzeydoğu Suriye’ye yönelik planlarını gerçekleştirmek için stratejik kazanım sağlaması hem de Şengal’in doğusundaki Telafer ve Musul üzerinde kurduğu planları için bir mevzi kazanması anlamına gelir.

KDP sıfırlanmış

Hewler-Bağdat anlaşması böyle iken, bu atılan maya tutar mı orası pek belli değil. Herhangi bir şey mayalanırken, ortam koşullarının mayanın tutup tutmayacağında belirleyici olduğu bilinir. Nasrettin Hoca’nın ya tutarsası bile burada tutmayacağa benziyor. KDP Şengal’de sıfırlanmış durumda. Merkezi hükümet ise Êzidîlerin asgari özerklik taleplerine karşılık verirse ancak karşılık bulabilir.

Şiaların yaklaşımı

Şialar için de Şengal merkezin önemi büyük. Şiaların kutsal mekanlarından birisi Siti-Zeyneb Şengal merkezde -ki DAİŞ Şengal’e girdiğinde ilk saat içinde yaptığı Siti-Zeyneb’i bombalamak olmuştu- Şengal merkez hattından tutalım Telafer, Dakok, Kerkük, İran sınırına kadarki hatta Şia etkinliği var, aslında Kürdistan ile Irak arasında bir hat, bir fay hattı da denilebilir, her an kırılmaya müsait. Şimdiki Irak merkezi hükümeti buralarla sorunlu görünüyor. Devran bilindiği üzere Irak’ta çabuk dönüyor. Bir sonraki dönem, Şia ağırlıklı bir hükümetin başa geçtiğini düşünelim. Bu durum çok da uzak görünmüyor. Şimdiki hükümet zaten çok da güçlü bir hükümet değil.

KDP ise hem Federe Kürdistan’da hem de Irak genelinde sorunlu hale gelmiş durumda. Halk hareketleri de bize bunu gösteriyor. Yani sözün kısası Hewler-Bağdat anlaşması, yani ya tutarsa dedikleri maya tutmaz. Sorun olmaz mı, olur, ortalığı karıştırır mı, evet karıştırır. Önümüzdeki yakın süreç bu anlaşmanın kaderini belirleyeceğe benziyor.

Hegemonik çelişkiler

Tüm bu olup bitenleri bir plan ve proje çerçevesinde hayata geçirmek isteyen güçler olabilir. Ortadoğu coğrafyasında son iki yüz yıldır, her şey hegemonik güçler tarafından bir plan ve proje etrafında geliştirilmek isteniyor. İstemek ayrı bir şey hayata geçirebilmek ayrı bir şey. Ortadoğu coğrafyasının kendine has tarihsel, kültürel bir yapısı var. Her elbiseyi istediğin gibi giydiremezsin. Son iki yüzyıldır eğer hegemonik güçler hala burayla uğraşıyorlarsa, anlayamadıkları, çözemedikleri bir şeyler var demektir. Aldıklarını alıyorlar o farklı bir olay, ancak, istedikleri gibi yürüyor mu işler o da farklı bir şey.

Yani yine bir plan ve proje etrafında ABD, Türkiye, Avrupa -ki BM de dahil bazı planlamalara- gitmiş olabilirler. Ancak her birinin elindeki kartların farklı olduğunu görmek de gerekir. Aynı zamanda bu güçler bir noktada birleşseler de aralarında derin çatlakların da olduğu su götürmez. Bu çatlaklar her zaman su almıştır ve yine alacaktır.

Yorum Yaz