Bir kadın daha ölmesin

33

Gerek İstanbul Sözleşmesi gerekse de 6284 sayılı Kadınları Koruma kanunu sadece şiddet uygulandığında değil, şiddeti yaratan etmenleri de ortadan kaldırmak için uygulanması gereken yasalar. Fakat bugün yasalar ve sözleşme kapsamındaki birçok yükümlülük yerine getirilmediği gibi kadın cinayetlerinde sayı her geçen gün artıyor. Şiddet yüzünden adli mercilere başvuran kadınlar ya eşine geri gönderiliyor ya da çevresinde oluşan baskı ortamı yüzünden buna mecbur kalıyor. Kadına uygulanan şiddet ve travma üzerine çalışan birçok psikolog, avukat ya da aktivist kadının kendi ayakları üzerinde durmadığı, güvenli bir yaşama adım atmadığı sürece o şiddet sarmalına dönmekten başka çaresinin kalmayacağının altını inatla çiziyor. Ama gerek adli mercilerin ve alının önlemlerin yetersizliği gerekse de aile ve toplum baskısı ile kadın evine geri dönüyor. Ne yazık ki cinayet halkasına bir yenisi daha ekleniyor. Şiddet gören kadınların şiddete tanık olan çocukları ise bu döngü içerisinden çıkamıyor. Daha sonra şiddet gören kadınların hikâyeleri üçüncü sayfalarda gereksiz detaylar ve ev kavgası hikâyesi tadında verilerek önemsizleştiriliyor…

KARDEŞİMİ ZORLA ALIKOYDULAR

N.P.’nin hikâyesi de öldürülen ya da şiddet görmekte olan kadınlardan farklı değil. Fark onun henüz hayatta olması ama aile baskısı yüzünden şiddet gördüğü yere geri dönmesi. Kendisine bu baskı yüzünden ulaşamadığımız genç kadının öyküsünü ise ağabeyi Amar G. anlatıyor. Genç adam kız kardeşi için harekete geçilmesi için birçok yere gitmiş. Fakat sonuç alamamış. Onun tek isteği kız kardeşini oradan kurtarıp yaşatmak.

Gebze’de yaşayan N.P. 29 yaşında, iki çocuk annesi. Bundan 3 ay önce, eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle ablası ve ağabeyi Amar G.’den yardım istiyor. Abla ve ağabey kardeşleri N.P.’yi öncelikle psikoloğa götürüyor. Burada N.P’nin vücudundaki darp izlerinin ortaya çıkmasıyla olay adli mercilere intikal ediyor. Amar G. kardeşinin darp raporu aldığı gün ablasıyla birlikte yine ablasının evine döndüklerini söylüyor. Fakat iki kardeş eve gittiklerinde eş Harun P.’nin yakınlarından oluşan, eli sopalı 10- 15 kişinin saldırısına uğruyor. Ağabey Amar G.’nin anlatımına göre olayda ablası ve 16 yaşındaki kızı da yaralanıyor. N. P ise zorla alıkonularak götürülüyor. Aynı gün ağabey ve ablanın şikâyeti üzerine N.P. polis eşliğinde Gebze’den alınarak yeniden İstanbul’a getiriliyor. “Kardeşimi polisle aldıktan sonra yolda bana, ben bu evliliği kesinlikle istemiyorum dedi. Ayrıca yol boyu kardeşimi tehdit etmişler. Ailemiz üzerinden korkutmuşlar hatta tenha yerlere götürüp gözünü korkutmuşlar.”

N.P. kardeşlerinin onu almasıyla savcılığa gidiyor. Savcılık genç kadını sığınma evine yerleştiriyor. Bu sırada Amar G.’nin aktardığına göre iki tarafın aile büyükleri eşleri uzlaştırmak için bir araya geliyor: “Damadın amcası kalkıp bana bu kadını öldürme hakkı bizde mi yoksa sizde mi diye soruyor. Onlara göre ortada bir namussuzluk var. Bizden kız kardeşimizi öldürme hakkını istiyorlar. Bu tarz insanlar!”

DÖNMEYE MECBUR KALDI

P. daha sonra çocuklarını sığınma evinde yanına almadığı için oradan ayrılmak istiyor. Aile, kızlarının çocuklarını yanına getiriyor: “Babam kız kardeşimi köye götürmek istiyordu. Ben karşı çıktım çünkü niyetleri onu evine yollamaktı. Ama sahip çıkacaklarını söylediler. İlk bir hafta kardeşimle iletişimim vardı. Daha sonra seyrekleşmeye başladı. Sonra öğrendim ki kız kardeşimi evine yollamışlar. Aslında kimse kız kardeşime doğrudan git dememiş. Ama sürekli olarak ‘senin yüzünden aile erkekleri birbirini öldürecek, kardeşlerini vuracaklar, çocuklarını senden alacaklar’ diye diye onu bu yola itmişler. Kardeşim mecbur kaldı ve gitti. Benim önceliğim elbette kız kardeşim. Bu evliliğin süremeyeceğini biliyorum. Damat dışarıda herkese iyi huylu görünüp evinde bir canavara dönüşüyor. Sülalesini de biliyorum. O aile içindeki kadınların nasıl şiddet gördüklerinin videoları var. Youtube’da bir video var, damadın kuzenlerinden biri eşine zorla insan dışkısı yedirip bunu çekiyor. Yine ailedeki birçok kadın şiddet görüyor. O ailede kadının değeri ya da bir vasfı yok. Ne yazık ki benim ailem, o aile birleşti ve genç bir kadını adım adım ölüme gönderdi. Ben biliyorum ki kardeşimin oradan ikinci bir çıkışı ölümle olacak. Çünkü kendi ailesi de ona destek çıkmadı ve o da mecbur kaldı”

TEK SUÇLU KOCA DEĞİL, TÜM MEKANİZMALAR

Ağabey bu durumdan sadece aileleri suçlamıyor. Ona göre sistemin kendisi sorunlu: “Kız kardeşi şu an ben şikâyetçi değilim diyecek ve önceki şikâyet geçersiz sayılacak. Son söylediği temel alınacak. Bu devlet nezdinde yapılan bir hata bence. Çünkü daha önce darp raporu ve şikâyet ile gelmiş bir kadının oraya gönderilmesi bana mantıklı gelmiyor. Aileler zaten suçlu. Ben toplumu da suçluyorum. O kocaya ailesi ‘sen ne biçim erkeksin, eşine sahip çıkmadın karakollara gitti’ diyen bir aile baskı kuruyor o adam da ‘erkekliğini’ böyle gösteriyor. Suçlu sadece şiddet uygulayan koca diyemiyorum çünkü birden fazla suçlu var. Devletinden ailesine, toplumun hepsi suçlu. Ben biliyorum ki şu an bu şikâyeti ile getirdiği için bunu acısını ondan çıkarıyorlar. Ben haftalardır kendisinden haber dahi alamıyorum. Ben bu olay olduğundan bu yana birçok yere başvurdum. Karakolundan, savcılığına, kadın kuruluşlarına… Ama ne yazık ki ancak olay patlak verince müdahale ediyorlar. Şiddeti önlemek için bir ön hazırlık kimsede yok. Şu an herkes diyor ki kendi iradesiyle gitmiş. Hayır, kendi iradesiyle gitmedi. Kadın defalarca şiddet gördüğü hatta rıza dışı cinsel ilişkiye zorlandığı bir eve dönmek istemez. Bu sağlıklı ya da kendine güvenen bir insanın verebileceği bir karar değil. Bu çaresizlikten kabul edilmiş bir karar. Bunu herkes biliyor.”

Ağabeye göre kardeşi, aileden ya da devletten destek bulmadığı için iki çocuğu için o eve geri döndü. Ve ağabeye göre kadın cinayetlerinin bu kadar artmasının tek nedeni sadece şiddet uygulayan kişi değil tüm bu mekanizmalar. Şimdi Amar G. kız kardeşinin yaşaması için elinden geleni yaptığı gibi kadın örgütleri ve insanlardan da dayanışma beklediğinin söylüyor.

Yorum Yaz