Yüz yılı aşkın bir sır: Saklı Haç…

65

Ermeni Soykırımı sonrası Müslümanlaştırılmış Ermenilerin hikayesini anlatan Saklı Haç belgeseli Amed Eğil’de bu gizli kalmış kimliklerin peşine düşüyor. Kendisi de Eğilli olan Altan Sancar, gerçek kimliklerinin peşine düşmelerinin esas sebebinin, resmi tarih yazıcılığına yaptıkları bir itiraz olduğunu söylüyor.

Diğer yandan kendilerini ne tam olarak Hristiyan Ermeni ne de Sünni Kürt olarak tanımlayamayan ve aidiyet krizi yaşayan bu insanların hissettiklerini yansıtmak istiyor. Tamamen bağımsız çekilen ve yapım aşamasında sona yaklaşan Saklı Haç belgeselini Altan Sancar ile konuştuk.

Saklı Haç belgeselini yapmaya nasıl karar verdiniz?

Çocukluğumuzdan bu yana Eğil’de çevremizden hep ‘Biz Ermeni’yiz’ lafını duyuyorduk. Tamam, hadi biz Ermeni’yiz de ama nasıl? Ermenice konuşmuyoruz, Hristiyan da değiliz. O zamanlar bunun tam olarak ne anlama geldiğini kestiremiyorduk. Çocukken sokakta oynarken bize sürekli ‘Ermeni, Ermeni’ denirdi ki bu bazen hakaret anlamında da kullanılırdı. Biraz daha büyüyünce ve de Ermeni Soykırımı’nı da öğrenince meseleyi kavradık. Geçmişimizde Hristiyan Ermeni kimliği ile yaşayan fakat daha sonra Müslümanlaştırılmış insanlar var. Bunların çoğunluğu da kadınlar. Babaannemiz, ananemiz gibi.

Biz belgesele başladıktan sonra gördük ki bu insanlar ya soykırımdan kurtarılıp birileriyle evlendirilmişler dillerini ve dinlerini yaşamamaya başlamışlar ya da köle olarak tutulup dillerini, dinlerini tamamen unutmuşlar. Biz özellikle daha çok birinci gruptakilerin torunlarıyız. Bu insanlar nereden geldi, nereye gitti sorusunun cevabını bulmaya çalışırken o kadar çok hikaye ile karşılaştık ki bu proje de bir şekilde ortaya çıkmış oldu. Sadece kendimiz varız sanıyorken yaklaşık 25 hane tespit ettik sonradan Müslümanlaştırılan Ermeniler olarak.

Bunların içinde hem annesi hem babası Ermeni olup Müslümanlaşan var, hayatta kalabilmek adına ya da bir şekilde Müslümanlaştırılmış kadınların, çocukları ve torunları olanlar. Dağılmış aileler, birbirini yıllar sonra bulan insanlar daha bir sürü hikaye. Bizler bunları anlatırken resmi tarih yazımına da itiraz etmek istedik. Çünkü Eğil sadece iktidar cenahının anlattığı gibi ‘Peygamberler Diyarı’ değildi. Bu topraklar bir Ermeni kentiydi, aynı şekilde Asur kentiydi. Bu topraklarda farklı dinler, kültürler ve dillerden insanlar yaşıyordu diyebilmek adına bu çalışmaya başladık.

Peki, çekim aşaması nasıl oldu?

Tamamen imece usulü başladı ve de bağımsız bir şekilde çekildi. Gazeteci Sertaç Kayar gidip ekipmanları buldu, üstüne bir de kameramanlığını ve görüntü yönetmenliğini üstlendi. Yine Eğil’den Ferhat Temel gelip ‘ben sizin insanlarla iletişiminizi sağlarım’ diyerek çok büyük bir yardımda bulundu. Kendisi kabul etmese de ben bu projenin yönetmenlerinden biri olarak kabul ediyorum onu.

Yine gazeteci Şiyar Dicle belgeselin montaj sorumluluğunu aldı. Ben de gücüm yettiğince yapım ve yönetmenlik masraflarını karşılamaya çalıştım. Yine Eğil’den akrabam da olan ve bu konuda birçok hikaye bilen, bir çok insana ulaşmamızı sağlayan Yekta Sünkür, ulaşım, iletişim desteğini verdi.

Bu bahsettiğiniz yaklaşık 25 hane içerisinde herkes Ermeni kimliğini açık şekilde yaşıyor mu? Yani belgeselde geçmişini konuşmaya yanaşmayanlar ya da inkâr edenler oldu mu?

Bu anlamda insanlar üçe ayrılıyordu. Bir grup Ermeni olduğunu biliyor ama ‘beni şimdi uğraştırmayın, bulaşmayayım’ ya da ‘benim devlette çalışan çocuğum var. Bizi devletle yüz göz etmeyin, burada düzenimizi kurduk’ diyenler oldu.

100 yılı aşkındır o korku devam ediyor yani?

Evet, o 100 yıllık korku devam ediyor. Hele bu içinden geçtiğimiz dönem itibariyle korku daha da artmış durumda. Öte yandan tamamen kapıyı suratımıza kapatan ‘Ermeni falan değiliz, Biz Müslümanız, Zaza’yız’ diyenler vardı. Bir de ‘bizim geçmişimizde Ermenilik var, benim annem Ermeni’ydi ya da ninem Ermeni’ydi’ diyen 30 yaşında, 50 yaşında, 85 yaşında insanlar… Biz bu grubu esas aldık ya da onların verdikleriyle yetindik çünkü diğer iki grup zaten kendi geçmiş kimliklerine de kapıyı kapatmış durumdalar ve de korku içinde yaşamaya çalışıyorlar.

Kabul edenler Ermeni kimliklerinin bilgisini nasıl muhafaza etmiş? Kuşaktan kuşağa bir anlatım ya da gizli bir aile içi hafıza mı geliştirilmiş?

Evet, gizlilik var. Zaten belgeselin adı Saklı Haç da buradan geliyor. Aslında aklımızda ilk olarak ‘Bîr’ vardı. Kurmanci’de hafıza, Zazaki’de ise kuyu anlamına gelen bir kelime. Çünkü anlatılan her hikayede bize insanların öldürülüp dipsiz kuyulara atıldığından bahsedildi sürekli. Ama belgeselin ilerleyen zamanlarında konuştuğumuz bir kadın ‘ben ninemin, anneme onun da bana bıraktığı haçı saklıyorum’ dedi.

Bize yıllardır çocuklarından bile sakladığı haçı gösterdi. Birbirlerine hep ‘kimliğini unutma ve senden sonrakine bırak’ demişler. Kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa böyle küçük sembol ya da söylemlerle bir aktarım var. Öte yandan akrabalarını farklı ülkelerde bulan insanlar var. ABD’de, Lübnan’da, Ermenistan’da ve daha birçok yerde. Biz son kuşağız ve biz de bir şekilde kulaktan kulağa söylenen bu sözlerle öğrendik bunu.

Peki, belgesel boyunca sizi en çok etkileyen olay neydi?

Dramatik olarak değil ama gerçeklik olması açısından en etkileyen şey Süleyman Özdoğan adlı bir abiyle yaptığımız konuşmaydı. Orta yaşlı biri ve soykırımdan sonraki ikinci kuşak. Şunu söylemişti: ‘ben, ne tam anlamıyla Sünni bir Kürdüm, ne de Hristiyan bir Ermeni’yim. Çünkü ben camiye gittiğimde bana sen Ermeni’sin burada ne işin var diyorlar. Ya da ben kendime ne kadar Kürdüm desem de aslında ben Ermeni’yim.’

Süleyman abinin hem dedesi hem de babaannesi Ermeni ve kendi gerçek kimliği ile yüzleşiyor ‘Evet ben Müslümanlaştırıldım ama kendi kimliğimden de vazgeçemiyorum’ diyor. Bir kimliğe aidiyet duymak için elbette o halkın kültürünü yaşayıp dilini konuşabilmek önemlidir. Bu insanlar aradan geçen 100 yılın ardından kendi dillerini unuttular. Kültürlerindeki bazı şeyleri yaşatıyorlar kalaycılık, semercilik gibi zanaatlarla. Ya da o haçı çıkarıp gösteren teyze bugüne kadar hiç namaz kılmamış, oruç tutmamış ve İslamiyet’le ilgili hiçbir vecibeyi yerine getirmemiş.

Buna neden diye sorduğumuzda ‘çünkü ben buraya da ait değilim’ diyor. Bu insanlar nereye ait olduğunun cevabını bulmak gerekiyor. Kürtler tamamen ‘siz Kürt’sünüz’ diyemiyor ya da Ermeniler ‘siz Ermeni’siniz’ diyemiyor bu kesime. Peki, bu insanlar kim? Büyük bir kimlik bunalımı yaşıyorlar. Biz bu kimlik bunalımını insanlara göstermek istedik.

Bu hikayeleri anlatmaya devam edecek misiniz?

Müslümanlaştırılmış Ermeniler hakkında sempozyumlar, paneller düzenlendi ama hiçbirinde bu insanların gözlerindeki acıyı ya da mimiklerindeki özlemi anlatacak bir iş yapılmadı. Biz bunu kendi çabamızla küçük bir iş olarak yaptık ama istiyoruz ki Yozgat’takini de İstanbul’dakini de ya da Elazığ ve Sivas’ta yaşayan Müslümanlaştırılmış Ermenileri de anlatalım. Birlikte yaşam diye bir şey varsa insanların kimliklerini korkmadan anlatabilmeli ve bu kimliklerle yüzleşilmeli.

Bu projeleri elbette yapmak istiyoruz ama bizim hedefimiz bunu hep bağımsız olarak yapabilmekti. Bize fon sağlamak isteyenler de oldu ama bağımsızlığımızı korumaya çalıştık bu aşamaya kadar. Şimdi belgesele özgün bir müzik hazırlamak istiyoruz ve bunu da Ermeni bir grup yapacak ama bunun stüdyo masraflarını sağlayamıyoruz. Bu yüzden https://www.fongogo.com/Project/sakli-hac-belgeseli-desteklerinizi-bekliyor izleyicilerden destek almak için şöyle bir sayfa açtık. Bu arada bağış kampanyası dışında destek olmak isteyenler, altan-san adresi ile de iletişime geçebilirler.

Yorum Yaz