DOSYA: MARAŞ KATLİAMINA GETİREN SÜREÇ – 3

95

Malatya katliam girişimi

Geçtiğimiz haftalarda bir yazı dizisine başlayarak Maraş Katliamı’na gelen süreçte o bölgede yaşanan Kızılbaş – Kürt katliamlarını ele alarak Elbistan olaylarıyla bir giriş yapmıştık.

Bu yazı da ise 17 Nisan 1978 tarihinde Malatya da Kızılbaşlara ve solculara yönelik gerçekleştirilen katliam girişimini ele alacağız. Malatya’da Kızılbaş Kürtlere ve solculara yönelik katliam girişimi aslında Maraş katliamına giden yolun döşenen son taşları olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak 1978’den önce 1968′ Hekimhan olayları olarak bilinen ve 1975 yılında ise Malatya merkezinde yine benzer saldırılar yapılmış ve bir çok insan yaralanmış, evler ve iş yerleri yakılıp yıkılmış birçok dükkân ve ev de yağmalamıştı.

Dolaysıyla Malatya’ tarihinde Kızılbaşları karşı katliam girişimi sadece yukarıda belirttiğimiz tarihlerde ibaret değil.

Önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi Osmanlı dönemin de Kızılbaşlara yönelik gerçekleşen baskı, zulüm ve yok etme politikaları Cumhuriyet döneminde de devam ede gelmiş. Dolayısıyla Kürt – Kızılbaşlara yönelik baskı hiç son bulmamış ve bulacağa da benzemiyor.  

Malatya özelinde incelediğimiz için Osmanlı’nın son yıllarında Kızılbaş Kürtlere karşı olan tutumu ise 1914- 1915 Malatya Akçadağ Kürecik nahiyesinde Kasımoğlu olayında bir kez daha kendisini ortaya koymuştur. Kasımoğlu İsyanında önce aşiretin Osmanlı hükümdarlığını asla kabul etmedi ve o güne kadar 5 defa Osmanlı ile karşı karşıya gelmiştir.

Bunlar 1780-1790 Asafoğlu olayı, 1800 Veysel Veli Paşa olayı 1833-1840 yöredeki Şötükli, Nermikanlı Parçikan , Atmalı, Kürne ve Kürecik Aşiretlerinin başkaldırısı, 1863 – 1866 saydığımız Aşiretlerin yanı sıra Maraş, Malatya, Adıyaman, Dersim ve Bitlis’den bazı Aşiretlerin başkaldırıları, 1895  ise Dumuklu Ali olayının  ardından kısa bir zaman sonra da bahse konu 1914’ün sonu, 1915’in başında gerçekleşen Kasımoğlu isyanı.

Osmanlı Devleti Balkan savaşında yenik çıkmış, birinci dünya savaşına girmiştir. Savaş hazırlığı yapan Osmanlı Devleti, bütün bölgelerden asker ve vergi ister.  Bunlardan biri de Kasımoğlu Aşireti ve Küreciklileri devlet katında temsil eden Kasımoğlu Mamadali idi.

Mamadali’nin babası varlıklıdır. Genç yaşında aşiretin başına geçmiştir. Korku tanımazdır ki Osmanlı’nın bu isteğini geri çevirir. Ne asker ne de vergi vereceğini söyler.

Fakat Mamadali’nin koca Osmanlı’ya başkaldırısında eşi Hürriye Hanım’ın daha sonra tartışma yaratan şu sözleri de etkili olur: “Sen Kasımoğlu olacaksın, Kürt ve kızılbaş olacaksın, Osmanlı’ya asker ve vergi vereceksin. Yakışır mı sana?

Mehmet alinin ne vergi ne de asker vereceğini söylemesi üzerine aynı dönemde Osmanlının Hamidiye Alayları Akçadağ bölgesindedir. Devletle işbirliği yapan Tataruşaklı Kör Mahmut’tur. Karagöz çeşmesi önünde çatışma çıkar. Köy halkından olan Alibek Demirel, Halil Çolak ve Ali Mordeniz çıkan çatışmalarda ölür.

Mamadali isyanı Velipaşa isyanından sonraki 2. Kürecik isyanıdır. Köylerin yakıldığı, insanların dağlarda, mağaralarda yaşamak zorunda bırakıldığı isyanlardandır.

Körsüleyman’dan Abbas Çölmen’in dede ve nenesi Kolloyi Canıke ile Alte Hanım’da Mamadali ile Harput’ta asılanlardandır. Böylece, Mamadali isyanı ilk Kürt kadın idamına da tanıklık eder.

Mehmet Ali isyanı Osmanlı kayıtlarında şu şekilde yer alır:

 “Darende ile hem Hudut olan Malatya Akçadağ kazası mülhak Kürecik Mahallesi’ndeki Alevî Kürdlerle civarda oraya giden birtakım Ermeni askerlerinin bir çete teşkîl ettikleri ve Sivas Vilâyetince ta‘kîb ve der-destleri esbâbına tevessül olunduğu ve Kürdlerin bu vechile dağa çıkarak temerrüdde bulunmaları Malatya me’mûrîninden bazılarının kânûn-şikenâne tazyîkâtından inbi-âs eylediği ve haklarında lâzıme i ma‘delet tatbîk ve icrâ olunduğu sûretde Hükûmet’e arz ı mutavaat ve inkıyâda âmâde bulundukları eşkıyâ re’îsî Mehmed Ali ile rüfekâsı tarafından ifade kılındığının mevsûkan istihbâr kılındığı Sivas Vilâyeti’nden bildirilmişdir.”

İşte yukarıda belirttiğim gibi hangi dönem olursa olsun ister Osmanlı dönemi isterse Cumhuriyet Dönemi Kürtlere ve Kızılbaşlara yapılan katliam ve katliam girişimlerine her zaman olduğu gibi bugün de kendilerine göre bir kılıf bulmak hiçte zor olmamıştır.

Osmanlı döneminde Kızılbaşların –  Ermenilerin birlikte hareket ettiği bahanesi, Cumhuriyet döneminde ise Kızılbaşların Komünist olduğunu dinsiz kâfir oldukları ile suçlayarak yaptıkları katliam ve katliam girişimler üstünü ört bas etmeye çalışmıştır. Sistem politik manevralarla katliamlarını gizleyebilmiş fakat biz Kürtler ve Kızılbaşlar olarak Osmanlı döneminde olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de bize karşı olan politikalarını her zaman deşifre etmeyi başarabildik.

En son 1978 Malatya katliamını alt yapısını oluşturarak, 1980 öncesi dönemde yükselen demokratik muhalefetin engellemek isteyen kesimlerin planlayın ve uyguladığı bir katliamdır. Dolayısıyla gelişen devrimci ve demokratik ortamı zaten güçlü bir demokratik yapıya sahip olan Malatya’yı da etkilemişti.

Bu demokratik devrimci potansiyelin önünü kesmek için diğer şehirlerde yapılmış ve yapılacak olduğu üzere Kızılbaşların ve Sünnilerin birlikte yaşadığı şehirlerde bindirilmiş kıtaların da desteğiyle provokasyonlarla halk iç savaşa sürüklendi. Ancak Malatya için hesaplar uzun zaman önce yapılmaya başlanmıştı.

Dolayısıyla bu katliamlar için oluşturulmuş Malatya’lı bir kadro vardı aslında bu kadronun başında gelen isim ise Mehmet Ali Ağca’idi. Oral Çelik Mehmet Şener de katliam için yapılacak şey provakasyon başlatacak bir bahaneydi.

Katliamın arkasındaki Eller bu bahaneyi kendi elleriyle yaratacaklardı. Buna hiç şube yoktu.  Nihayetinde bazı Güçler Nisan 1978’de Ankara Emek PTT’sinden Malatya’nın Sağcı Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yakın arkadaşı ve aile dostu olan Kasım Önaldim adına bir paket postalandı.

Hamido’nun 17 nisan akşamı paketi evinde açması paketin içindeki bombanın patlaması sonucu  Hamido’nun gelini ve torunlarıyla birlikte ölmesine sebep oldu.

Sonra da yapılan araştırmalar sonucu aynı anda bu paketlerden 3 tane daha postalandığı ortaya çıktı. Bu paketlerden biri de CHP Pazarcık İlçe başkanı Memiş Özdal idi. Özdal’ın son anda şüphelenerek paketi almaması suikasttan kurtulmasına sebep oldu fakat bir posta memuru bu paketin patlamasıyla can verdi.

Fakat uzmanlar bu türde patlayıcıların özel olduğunu ve ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini işaret edince burada bir soruşturma başlatıldı

Fakat bu merkezde çalışanların büyük  çoğunluğu Ülkücü Gençlik Derneği’ndendi.  Hatta ÜGD’nin eski genel başkanı Muharrem Şemşek de burada çalışıyordu.

Muharrem Şemşek ve birkaç arkadaşı bu bomba soruşturmasıyla ilgili gözaltına alındılar fakat bombayla ilgili olduklarına dair önemli bulgular olmasına rağmen çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldılar.

Bugün halen bu bombaların nerden geldiği bir türlü çözülememiş adeta devletin bir sırı haline gelmiştir.

Malatya’nın Belediye Başkanı Hamido’nun böyle bir suikast sonucu ölümü provokatörler için adeta  bulunmaz  bir nimet olmuştur.

Hamido’nun evinde ve hastane önünde toplanan kalabalığı saldırganların tarihleri ve kışkırtmaları sonucu 18 Nisan 1978 Salı sabahı erken saatlerinde şehir merkezine ellerinde silahların ve özel hazırlanmış sopalar, zincirler ve her türlü kesici aletler bulunan insanlar şehir merkezine her kolda girmeye başladı. Güruh kahrolsun kominizim katil Ecevit, Müslüman Türkiye, Hamido ya intikam sloganları atmaya başladı. Bu sırada belediye hoparlöründen kuran okunmaya ve camiden din elde gidiyor, camiler bombalanıyor anonsları yapılmaya başlandı.

Kızılbaş ve solcu olarak daha önceden belirlenen ve işaretlenmiş’ evleri ve işyerleri yakılıp, yıkılıp yağmalandı. Kısa sürede içinde Malatya sokakları ve çevre ile bağlantı olan tüm yolları faşist ve gericilerin kontrolü altına alarak şehrin içinde bulunduğu ahvali daha sonra bir gazete şöyle bir manşet atacaktı: “MALATYA 22 SAAT BEYRUT GİBİ İÇ SAVAŞ YAŞADI” diyordu. Dolaysıyla Malatya’nın nasıl bir vahşetle karşı karşıya kaldığını görmek açısında son derece önemliydi

Bu katliamın muadilleriyle bir benzerliği de olan bitenin yetkililer tarafından müdahale edilmek yerine izlenmesiydi. Güvenlik güçleri ve yetkililer ortada yoktular ve alçaktan uçan jetlerin sesleri saldırganları adeta cesaretlendirirken mağdurları daha çok tedirgin oluyorlardı.

Sokaklar ve meydan yüzleri maskeli, ellerinde sılah ve benzin bidonları envai çeşit saldırı silahlarıyla dolaşan binlerce saldırgana kalmıştı. Şehir içinde saldırılar devam ederken gözü dönmüş katillerden kalabalık bir kitle Kızılbaşların yoğun olarak yaşadıkları Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Kendi mahallelerinde azınlıkta olan Kızılbaşlar yoğun yaşadıkları  mahallelere sığınmaya başladılar.

Dolaysıyla tüm mahalle ve sokaklarda nöbet tutuluyordu. Kızılbaşlar ve solcular direniş için örgütlenmeye çalışıyorlardı. Mahallelerin girişlerine barikatlar kurulmaya başlandı. Saldırganlar girmek istedikleri mahallelerde ise genellikle Kızılbaşlar ve devrimci hareketin içinde olan mahalle gençlerinin direnişiyle karşılaşmaya başladılar.  Dolaysıyla her tür saldırı girişimi püskürtülüyordu.

Fakat mahallelere yapılan her saldırı sonrasında güvenlik güçleri saldırganların peşine düşmek yerine mahalle sakinlerini gözaltına almayı yeğliyordu ve mahallede arama yapmak adına adeta terör estiriyordu. Günün tanığı vatandaşlardan Yusuf Güzel ”Bir yandan faşistler saldırıyor, bir yandan polis bizi eziyor. Devlet dediğin böyle bir adaleti olmaz!” diye özetliyordu devletin tutumunu aslında.

Kısa bir zaman sonra Üç Fidan Çilesiz mahallesi de öğleye doğru bir araba top oynayan çocukların yanına yaklaştı ve arabadan inen bir kişi orada ki çocuklara Naci, Sait, Özcan diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya aldı ve uzaklaştı.

Arkadaşları ilk önce herhalde öğretmenleridir diye düşünürler ve diğer çocuklar telaş etmeyip ailelere haber vermeseler de fakat ilerleyen saatlerde kuşkulanıp ailelere haber verme gereği duyan ve çocuklar ailelere haber verirler. Götürülen çocuklar 14-15 yaşlarında lise öğrencileri olup hepsi de Kızılbaş ailelerin çocuklarıydı. Birkaç saat sonra acı haber geldi.

Çocuklar önce işkence yapılmış  sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüşlerdi. Katiller bununla da yetinmemişler, cesetleri Malatya’ya 8 km uzaklıktaki Beyler Deresi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bırakmışlardı. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça bir halde bulundular çocukları katleden katilleri ailelerin şüphelendikleri kişilerin isimleri yetkililerle vermelerine rağmen hala bulunamadılar.

18 Nisan  günü saat 16.30 gibi komşu illerden gelen askeri birlikler saldırıları denetim altına almayı aldılar fakat  iki gün devam eden katliamın bilançosu 8 ölü, 20’si ağır olmak üzere 100 üzerinde insanda  yaralandı ve tahrip edilmiş  yaklaşık 960 iş yeri ve ev bu katliamdan hiç kimse suçlu bulunup ceza almadı işte buda bizim ülkenin bir gerçeğidir.

Saygılarımla…

Yorum Yaz