Halkımız HDP’yi bir umut olarak görüyor…

64

 

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ (HDP) MARAŞ MİLLETVEKİLİ ADAYI SAYIN HÜSEYİN BAKIR’LA ROPÖRTAJ

 

ROPÖRTAJ: Feyzullah Tunç

1- Halkların Demokratik Partisi Maraş 1. Sıra milletvekili adayı Hüseyin Bakır kimdir? Bize biraz kendinizden tanıtır mısınız?

1945 Maraş / Elbistan Kantarma köyünde doğdum. Evli ve 3 çocuk babasıyım. İlkokul eğitimini, Gücük nahiyesinde aile ve taliplerimin çevresinde, ortaokulu Elbistan’da tamamladıktan sonra, Lise eğitimimi İskenderun Lisesinde tamamlayıp, 1965 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesin de öğrenimime başladım. 1971’de üniversite de mezun olduktan sonra, kısa dönemler çeşitli kurum ve projelerde çalıştım. 1974’de askerliğimi Genel Kurmay Kara Kuvvetleri İnşaat Emlak Daire Başkanlığı başlayıp, Kıbrıs Çıkartmasında Balıkesir Er Eğitim Tugay Komutanlığında yedek subay olarak bitirdim. Çalışma hayatına İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda şantiye şefi başladım, Maraş’ta serbest olarak çalıştım. 1978 Maraş Katliamını yaşadıktan sonra, Gazi Antep’e taşınıp burada bulunan Gaziantep Üniversitesi Kampüsünde şantiye şefliği yaptım. 1983 yılında dil ve kültür öğrenmek ve alanımla ilgili çalışmalar yapmak üzere İngiltere ve Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde bulundum. Yurtdışından dönüşümden sonra, 1983’de hala ikamet ettiğim Mersin’e taşındım ve burada çalışma hayatımı kendi ofisimde Mimarlık ve Mühendislik İnşaat İşleri alanında ve inancımızla ilgili çeşitli illerdeki Cem evleri proje uygulamalarında bulundum.

2- Neden HDP de siyaset yapmak istediğinizi açıklar mısınız?

Ben hayatım boyunca, ailemden gördüğüm adap ve eğitim gereği, güçlünün değil haklının, mazlum olanların yanında oldum. Bugün bu cümlelerim, Türkiye’deki siyasi ve sosyal ortamın ağırlığında eminim ki daha ağır ve iyi hissediliyordur. Hükümetin, özellikle HDP ve Kürt siyasi hareketine ve yöneticilerine yaptığı zulüm ve baskı yıllardır BARIŞ çığlıkları atan bir halkı da hedef almış durumdadır. Kürt halkına uygulanan baskı ve zulüm onların temsili sağlayan başta Eş başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere birçok siyasi temsiliyeti olan arkadaşlarımızı gerek hapse atarak gerek yerel yönetimlerine kayyum atayarak gerekse sivil halkın yaşam hakkını gasp eden politika ve nefret üreterek devam ettirmişlerdir. Bu sadece Kürt halkının değil aynı zamanda toplumun büyük çoğunluğunda ekonomik ve sosyal hayatı yaşanmaz hale getirmiştir. İşte tamda bu durumda, önümüzde yaklaşan seçimlerde baraj aritmetiğinin doğuracağı sonuçlar açısından HDP kilit parti rolünü üstlenmiştir. Bu açıdan, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesisi, Türkiye’nin kültürel ve etnik mozaiğini oluşturan bütün halklarımızın toplumsal huzur ve barışı için, anaların yüreğinde açılan yaraların bir nebzede olsa kapanması ve yarınlarımızın teminatı olan gençlerimizin siyasi ve sosyal yaşam atmosferini daha iyi kılabilmek adına HDP’nin yanındayım.

3- HDP de siyaset yapan biri olarak, HDP’nin ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu ve çözüm önerilerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız?

HDP de siyasal olarak Türk’ün Kürt’ü ezmediği, Kürt’ün Türk’ü ezmediği, tüm farklı kimliklere, inançlara ırklara cinslere ve farklı katmanlara aynı göz ve eşit olarak yaşama hakkı, adaletin hukukun hoşgörünün kendim için düşündüğümün başkasının da hakkı olduğunu, özgür ve demokratik bir sistemin kurulması en büyük dileğimizdir. Yaşam hakkı, bütün hakların üstünde öngörüsüyle geleceğe Anadolu topraklarının ve bölgenin barış ve huzurun egemen olacağına olan inancımızla herkesi kucaklamak istiyoruz. İnadına Barış, İnadına Adalet, İnadına Doğa, İnadına çoğulcu demokrasi, İnadına yerinden yönetim!

4- Maraş’ta ki çalışmalarınızdan bahseder misiniz, HDP olarak nerelere gittiniz, gittiğiniz ve görüştüğünüz insanların yaklaşımları hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Şu ana kadar Maraş il sınırları içerisindeki ilçelerimizden başta Elbistan, Pazarcık olmak üzere Ekinözü, Göksun, Afşin ilçeleri ve köylerinde seçim maratonuna ve çalışmalarımıza milletvekili aday arkadaşlarımızla toplu bir şekilde devam ediyoruz. Gerek köy evlerinde gerek kahvehanelerde gerek tarlada gerekse yol kenarında halkımızla kucaklaşarak siyasi hareketimize destek olan ve olmayan bütün vatandaşlarımıza HDP’nin bu seçimde ne kadar önemli bir rol oynadığını, yapılacak seçim de iktidarın var olan baskılarını anlatıyoruz, seçim güvenliğini ve HDP’nin önüne konan barajı sorununu aşmak adına bir oyun ne kadar önemli olacağı hususunda karşılıklı ve toplu görüşmeler yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Şu ana kadar edindiğim izlenimlerde, siyasi hareketim ve diğer milletvekili aday arkadaşlarım adına iktidarın bütün kirli emelleri ve provokasyonlarına rağmen, halkımız HDP’yi bir umut olarak görüyor. Bilinçli seçmen olarak verilecek oyların Türkiye’nin 25 Haziran sabahı aydınlık bir geleceğe uyanmasına karar kılındığına gösteriyor. Seçim güvenliği konusundaki haklı endişelerine ve endişelerimize karşın dayanışma ve birlik içinde olmanın verdiği enerjiyi, baskının hissedildiği kimi köylerdeki sessiz çoğunluğu, gittiğim hemen hemen bütün köylerde gördüm. Bu açıdan baktığımda Türkiye de yapılan bir önceki seçimlerde ve bu seçimlerde il ve ilçe örgütlerimizde çalışma yürüten arkadaşlarımdan edindiğim bilgiye göre, bu seçimlerde halkımızın Türkiye ye karşı bir sorumluluk bilinciyle hareket ettiğini söyleyebilirim. HDP’nin önüne konan baraj faktörüne rağmen, parlamenter sistemdeki mevcut sandalye dağılımını ne kadar ciddi anlamda etkileneceği hakkında oluşan farkındalığın artması neticesinde HDP’ye geçmiş yıllara oranla daha güçlü bir sempati ve akım olduğu kanaatindeyim. Bundan sonraki çalışmalarımızın da daha sistemli olması ve daha geniş çevrelere yayılması için gerek saha da gerekse sanal ortamda birbirine paralel şekilde bütün inancımız ve azmimizle devam edeceğiz. Bu vesilesiyle, bütün il ve ilçe örgüt çalışanlarımız ve bizi destekleyen bütün halkımıza bir kez daha bizlere verdikleri destek adına canı gönülden teşekkür ediyorum. Şu an cezaevinde bulunan Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Selahattin Demirtaş’a halkım ve partim adına sevgi ve selamımızı gönderiyorum.

5-  HDP’nin ve Türkiye’nin durumu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Özgürlüğünü kaybeden bir ülkenin içinde en büyük darbelerden birini siyasi parti olarak HDP’nin aldığını ve bugünün Türkiye’sin de bir yandan eş başkanları tutuklu, bir yandan da kazandığı belediyelere kayyum atanmış ve siyaset olarak ve sürekli ötekileştirilen, vatan haini olarak, terörist ilan edilen ve seçim meydanlarında, mitinglerde bombalar patlatılan ve provokasyonlar yapılan, il ve ilçe binalarımıza ve çalışanlarımıza saldırılmasına müsaade ederek, halklar arasına düşmanlık tohumları ekerken ve bunu sürekli “BARIŞ” diyen ve  bunun için mücadele eden bir siyasi harekete rağmen HDP’ye rağmen yaparken en çok suistimale uğrayan yine partimiz HDP ve parti çalışanlarımızdır. Fakat BİZ’ler haklı ve doğru yolda olduğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz ve bundan dolayı mücadelemizi haklılığımızın bize verdiği bilinçle sürmeye devam edeceğiz. Türkiye’nin genel durumuna baktığımızda, bunu aslında en iyi görmesi gereken ve gören Avrupa da yaşayan halklarımızdır. Avrupa raportörlerinin raporlarına baktığımızda ülkenin ne kadar yanlış bir yolda gittiğini ve giderek diktatörleşen, dizginlenemez bir sosyal kutuplaşma, hak ve hukuk, anayasa gibi kavramların erozyonlara uğradığı, yapılan tasfiyeler neticesinde devletin kurumlarının artık iktidarın bir uzantısı haline geldiği, yabancı yatırımcı ve sermayedarların ülkeyi hızla terk ettiği ve neticede var olan durumda artık ekonomik ve sosyal bunalımın kapıyı çaldığı bir dönemdeyiz. İşte HDP bu durumda ilkeleri dahilinde çizgisini bozmayan, yine yeniden demenin verdiği enerjiyle, Türkiye’nin normalleşmesi adına şu anda bu seçimin en vazgeçilmez kritik rolünü oynamakta.

6-  Maraş’ta yaşanmış bir katliamı var, bu konu hakkında bize neler söylemek istersiniz. Katliam mağdurlarına söylemek istediğiniz şeyler var mı?

 Maraş Katliamı insanın insana duyduğu kinin, vahşetin izlerini bizzat yaşayanların belleğinde hayatı boyunca unutamayacağı ve kendi içinde yaşayacağı bir travma, insan onuruna vurulan bir kelepçe ve tarihin sayfalarında hatırlanacak ibretlik bir kara lekedir.

Yıl 1979 Aralık ayı, insanların ve tüm doğanın canlı yaşadığı ve gelecek acıyı, hüznü, felaketi hiçte akla hayale getirmeden doğası gereği arşınladığı bir an. Her nesnenin doğası gereği yaşamın canlılığını barındıran bir gün  Aralık 1979, birden ansızın, kötü bir bulut, Maraş’ın üzerine çöktü, gürledi ve olanca hiddetiyle yağdı… sonrası, acı, feryat ve bunu yapanlar insan olamaz dedirten, hafızamıza kazınan, bugünün belleğinde hatırlandığında gözlerimizden hala yaşların geldiği, aklımızın alamayacağı katliamın, vahşetin, kin ve nefretin bizlere bıraktığı tarifsiz keder ve gözyaşı… Sinsi ve haince planlanmış olan, Maraş’ın etnik unsurlarını düşündüğümüzde bu topraklarda kök salmış olan Ermenilerin yerlerinden yurtlarından edilmesiyle başlayan bu süreç, Maraş’ta var olan Kürt ve alevi nüfusunda katliam ve vahşetle yerlerinden edilmesine hizmet eden bir ikinci adımdı.

Maraş katliamından sonra yaşanan bu vahşetin sorgulanmasında ve bu katliamı yaptıranların hala aslında devletin içinde var olan zihniyetine karşı toplumsal örgütlenme içinde, barış ve huzura hizmet eden politikaların yönetim mekanizmalarınca uygulanması bir zorunluluktur. Bugün hala Maraş’ta katliamın anılması adına uygulanan kısıtlanmalar, engellenmeler ve Malatya’da ki alevi vatandaşlarımızın yaşadığı yerlere Maraş benzeri provokasyonların yapılması, katliamın mağdurları olarak belleğimizi, bilincimizi her zaman için barış ve huzuru savunmak adına taze tutmamız gerektiğini, yaşananlara zemin oluşturan zihniyeti sorgulayacak  güçlü korkusuz tarafsız bir hukuk ve adaletin tesisiyle baskın olanın değil, haklı olanın yaşayacağı demokratik bir ortamla hayat bulacaktır.

7- Maraş Pazarcık Terolar da Suriye’den gelen mülteciler için yapıldığı söylenen bir kamp var, Bununla ilgili neler söylemek istersiniz.

Maraş Terolarda yaşananlar, Alevileri göç ettirme, yerleşik demografisini bozma ve tecrit etme politikalarının mülteci kampı adı altında mevcut iktidar tarafından kasten sürdürülen politikasıdır. Geçmişte, Alevilerin aslında yurt olarak geldiği bu topraklar, şimdi Hükümetin Suriye de uyguladığı savaş politikaları neticesinde, bu topraklarda yaşayanların da huzur ve güvenliğini bozmak, var olan bölgeye kurulacak 30000 kişilik kampla lokal alanda nüfus değişikliğine gitmek ve neticede Alevileri yer edindiği memleketleri ve yurtlarından sürgün edecek ikinci bir göçü başlatmakla son bulacaktır. Aleviler, bizzat kendi yurdunda mülteci olmanın verdiği hissiyat ve deneyimlerin bilincinde olduğundan, hükümetin “Aleviler mültecilerin yerleşmesini ve huzurlu bir yaşam sürdürmesini istemiyor” cümlesi yaşananları çarpıtmak ve siyasi istismardan başka bir şey değildir. Ayrıca buraya yerleşecek olan Arapların, dünya anlayışı açısından da bölgede ki kültürel ve dini değerlerimizle uyuşmadığı gerçeği ortadadır. Bu açıdan baktığımızda da aslında şu andan itibaren ve ileride çıkabilecek ciddi sorunlar ve çatışmalarda, iktidarın taraf tutacağı bir politikanın temel taşları atılmaktadır.

8- Termik santrallerinin doğaya verdiği zarar orta da iken, Elbistan da yeni bir termik santrali yapılmak isteniyor. Bu termik santrallerinin yarattığı tahribatlar ve köylülerin topraklarına verdikleri zarar hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Termik santrallerin doğa ve insan sağlığına verdiği zararlar ortadayken, var olan santrallere yenilerinin eklenmesi için yapılan teşvik ve yatırım maliyetleri açısından da karşılaştırıldığında uygun bir politika olarak görülmüyor. Neticede Avrupa’da ve başka çeşitli bölgelerde termik santraller elektrik üretiminde artık eski ve verimsiz bir teknoloji olarak görüldüğünden, var olan santraller kapatılırken; daha çevresel ve üretim maliyeti açısından da daha uygun, elverişli teknoloji ve politikalar geliştiriliyor. Bu açıdan Elbistan Termik Santraline bir ünite daha eklenmesi yolunda izlenilen yol, bölgesel açıdan bozulan mikro klimanın dengesinin daha da bozulmasına, topraktan alınan verimin düşmesine, kirlenen su ve diğer doğal kaynaklardan faydalanan insan ve doğal hayatın sağlığını ciddi seviyelere varacak ölçüde yitirmesine sebep olacaktır. Bu nedenle, bölgesel alanda var olan doğal kaynakların yapılacak AR-GE çalışmaları çerçevesinde maliyeti az, verimliliği yüksek teknolojilerle, doğa ve insanla dost çevreci politikaların uygulanacağı enerjilere dönüşebileceği kanaatindeyim.

9- Son dönemde köylere ait toprakların köylülerden alınarak, dışarıdan insanlara satıldığı yönünde haberler var. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz.

Hiç şüphesiz aklıma gelen bu yapılanların ardında toplumsal huzur, barış ve dokunun bozulmasına yol açtığıdır. Bu satışlar, burada ki asimilasyon politikasının gizli adımlarıdır. Bu yönde yereldeki köy muhtarlarının ve köylülerin rızası dahilinde olacak olan toprak satışlarının hangi amaca hizmet ettiği satışın tarafları açısından basiretli bir şeklide değerlendirilmeli.

10- Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çıkmış olduğum bu yolda, Maraş’ın sorunları, halkı ve siyasi partim adına temennim odur ki mecliste HDP çatısı altında temsil etmeye muvaffak olurum. Köprüden önce son çıkış olan bu seçimin, 25 Haziran sabahında inadına diyerekten doğacak Güneşin, en doğudan en batıya, kalbi Türkiye, özgürlük, hak ve hukuk, barış ve huzur için atanların uyanacağı bir sabahı aydınlatmasını diliyorum.

Yorum Yaz