Maraş Katliamı: Unutmadık!

0
73

1978 yılının sonlarında Maraş’ta gerçekleştirilen Alevilere yönelik katliam, Türkiye’de devletin de zaman zaman desteklediği faşist hareketin en kanlı yüzüydü. Maraş katliamı aynı zamanda daha önce başlatılmış olan provokasyon zincirinin son halkasıydı. Maraş’ta yaşananların hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edilecek ve bir buçuk yıl sonra gerçekleşecek olan askeri darbenin gerekçelerinden biri de bu olay olacaktı.

1977 seçimlerine Ecevit’in liderliğindeki CHP, sol bir söylem kullanarak girmiş ve emekçi-yoksul kitlelerden büyük destek alarak % 41.2’lik bir oy oranıyla birinci parti oldu. Ancak Ecevit yönetimi, iktidarı boyunca verdiği sözleri unutarak sermayenin programını uygulamaya başladı. Buna karşın ülkede ekonomik kriz derinleştikçe sermaye sınıfının Ecevit hükümetine olan güveni iyice azaldı. Sokaktaki hareketin ivme kazandığı bir ortamda MHP de burjuvaziye kendini kanıtlama çabası içersine girdi. Ayrıca MHP, o dönemde benzer bir tabana hitap ettiği İslamcı MSP ile yarışabilmek için zaman zaman dini söylemler de kullanmaya başlamıştı. MHP’nin yeni dönemdeki stratejisi artık topyekûn iç savaştı. Önce Türkiye’nin genelinden Ankara’ya (tıpkı 1922’de İtalya’da Kara Gömlekliler’in Roma yürüyüşü gibi) yürüyüş düzenledi. Yürüyüş sonuçsuz kalınca da topyekûn saldırılar yoğunlaştı.

Provokasyon zinciri başlıyor

MHP’nin yeni stratejisine göre, kuzeyde bir ucu Tokat-Erzincan, güneyde diğer ucu Maraş’a kadar uzanan alan “verimli hilal” olarak adlandırılıyordu. MHP, Orta Anadolu’da yer alan bu bölgede nispeten daha güçlüydü. Söz konusu illerde MHP, gelişen kapitalizm ve ekonomik kriz karşısında yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan, yerleşik Sünni kökenli geleneksel küçük burjuvaziye seslenerek, yaşadıkları sıkıntının nedeni olarak, köylerden kentlere göç eden ve yeni iş sahibi olan Alevi kesimi gösteriyordu.

Bu bağlamda, MHP’nin de içinde olduğu provokasyon zinciri Malatya’da başladı. Malatya’da özellikle sağcı kesim tarafından çok sevilen bağımsız Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na bir bombalı paket gönderildi ve paketi açan Fendoğlu hayatını kaybetti. Olayın duyulması üzerine öfkeli kalabalıklar solcuların ve Alevilerin ev ve işyerlerine yönlendirildi. Olaylar sonunda 9 kişi hayatını kaybetti. Fakat Malatya provokasyonundan istenilen sonuç elde edilemedi. Aynı senaryolar Elazığ ve Sivas’ta tekrarlanmak istendi, ancak yine bir sonuç çıkmadı. Son koz ise Maraş’ta oynanacaktı.

Ve Maraş…

Malatya, Sivas ve Elazığ’da yaşananların ardından MHP yöneticileri tarafından zaman zaman, “sıkıyönetim” ilan edilmesi gerektiği yönünde açıklamalar yapıldı. MHP idarecileri bu açıklamalarda bulunduğu sıralarda asıl tezgah Maraş’ta planlanıyordu. Aralık ayına gelindiğinde Maraş Ülkü Ocakları’nın girişimiyle, o sırada programda olmamasına karşın Çiçek Sineması’nda “Güneş Ne Zaman Doğacak?” adlı, başrolünde Cüneyt Arkın’ın oynadığı “anti-komünist” içerikli bir film gösterime sokuldu. Filmin seanslarının kalabalık geçmesi için Ülkü Ocakları tarafından yoğun bir çalışma yürütüldü. Gösterimler sırasında da görevlendirilmiş kişilere tansiyonu yükseltici sloganlar attırıldı.

19 Aralık 1978’de yine filmin gösterimde olduğu kalabalık bir seansta sinemaya tahrip gücü olmayan bir patlayıcı atıldı (Sonradan bu patlayıcıyı Ökkeş Kenger’in attığı ileri sürüldü. Kenger olayla ilgili davada yargılanıp beraat etti, ancak soyadını Şendiller olarak değiştirdi. Ökkeş Kenger/Şendiller 1991’de MHP’den milletvekili seçildi, bir süre sonra da BBP’ye geçti.) Patlama sonrası “Aleviler-Komünistler sinemaya bomba attı!” söylentileri hızla yayıldı ve sinemadan çıkan 200-300 kişilik grup PTT, TÖB-DER ve CHP binalarına saldırdı. Ancak kalabalık fazla büyümeden bir süre sonra dağıldı. Bu nedenle ilk gün planı tutmadı.

Bu olaydan iki gün sonra ise TÖB-DER’li iki öğretmen okullarından eve dönerken öldürüldü. Ertesi gün cuma günüydü ve bir gün önceden akşamdan mahallelere ve köylere dağılan kişiler, komünistlerin intikam amacıyla cuma namazı sırasında Ulu Cami’yi basacağı yönünde söylentiler yaymaya başladılar. Ertesi gün işte böyle bir ortamda iki öğretmenin cenazesini camiye taşıyan kortej, Ulu Cami’ye yaklaştığı sırada faşistlerin etkisiyle toplanmış kalabalık cenaze alayına saldırdı. Çıkan kargaşada saldırgan güruhtan üç kişi öldü. Bunun üzerine çılgına dönen güruh, Kıbrıs Caddesi üzerinde bulunan solculara ve Alevilere ait işyerlerine saldırdı. Fakat geceye doğru etraf tekrar sakinleşti.

Ertesi günü (23 Aralık) sabah erken saatlerden itibaren belediye hoparlöründen “Kızıllar üç kardeşimizi şehit etti. Cenazeleri almak için hastane önünde buluşalım”, “Kızıllar kentimizi bastı” türünden tahrik edici anonslar yapıldı. Böylece kalabalık bir kitlenin, Alevi mahallelerinin hemen bitişiğindeki devlet hastanesinin önünde toplanması sağlandı. Hastane önünde toplanan kalabalık “Aleviler suya zehir kattı”, “Alevi mahallelerinde camiler yakılıyor” türünden asılsız söylemlerle kışkırtıldı ve aynı saatlerde Alevi mahallerine yönelik saldırılar başladı. Saldırılar sırasında Yörükselim mahallesi dirense de başarılı olamadı.

Saldırılar ertesi gün de devam etti. Kentin çeşitli mahallelerinden dumanlar yükseliyordu. Saldırılar durduğunda görüntü dehşet vericiydi. Katliamda resmi rakamlara göre 111 kişi hayatını kaybetmişti. Saldırılarda kimi insanlar baltayla doğranmış, küçük çocuklara kurşun sıkılmış, hamile kadınların karınları deşilmişti. Bunun dışında 500’ün üzerinde ev ve işyeri yakılmış veya tahrip edilmişti. Olaylar sonrasında Alevi nüfusun %80’i kentten göç etti. Ecevit hükümeti ise olaylara kayıtsız kaldı ve katliam sonrası 13 ilde sıkıyönetim ilan etti.

Aradan yıllar geçtikten sonra ilk kez 19 Aralık 2010’da Maraş’da düzenlenen anma gösterisini faşist katil Ökkeş Şendiller balkondan seyretti. Bir grup faşist korteje saldırmak istedi. Daha sonraki yıllarda ise anmaya izin verilmedi.

Faşistler istedikleri kadar ulusunlar, hepsi hak ettikleri cezalara çarptırılacak, döktükleri kanın bedelini ödeyecekler!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here