Nafaka hakkı, meclise gelecek ikinci yargı paketin gündeminde. Nafakanın haksız yere kadına verildiği, erkeklerin mağdur edildiğine dair bir kamuoyu oluşmuş durumda. Öyle ki Yeni Akit Gazetesi Kuzey Suriye’ye işgal başladığında, bölgedeki uzman çavuşlardan birinin 6284 Sayılı kanunun mağduru olarak gösterip “Cephede kazandığı parayı eski eşine veriyor” diye başlık atacak kadar bu meseleyi millileştiriyor.

YASA YOKSULLUĞA DÜŞEN TARAF DİYOR

Peki, yasalar gerçekten de nafakayı kadına mı veriyor? Medeni Kanun Madde 175 “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” derken iştirak yani çocukların bakımı için verilen nafaka ise yine velayeti almayan tarafın, velayeti alan ebeveyne bakım masraflarını temin etmesi olarak tanımlanıyor. Maddelerde kadın ya da erkek belirtilmezken evlilik nafakasında ‘yoksulluk’, iştirakta ise ‘velayet’ kıstas alınıyor.

Türkiye’de kadınların birçoğu boşanmak istedikleri eşleri tarafından katlediliyor ya da şiddete uğruyor. Dolayısıyla nafaka konusu birçok kadının istemekten korktuğu ya da bir an önce boşanmak için feragat ettiği hakların başında geliyor. Zira kadının ev içi emeği ve ekonomik hayata katılımı istatistiklerine bakıldığında boşanma nafakasının alınması koşulu olan, yoksulluk tarafına genellikle kadınlar düşüyor. Bugün tartışma koşullarına bakıldığında epey cüzi miktarda olan bu hakkı almak isteyen kadınlar ‘fırsatçılık’ ile suçlanıyor. Ama kadınların evlilikleri, yaşadıkları baskı ve boşanmaya giden süreçte birbirinden farklı birçok hikâye ortaya çıkıyor.

HİKÂYENİN ÖNCESİ…

Nafaka hakkı, boşanmak isteyen kadınların neler yaşadığını öğrenmek üzere İstanbul Pendik’teki Esenyalı Kadın Derneği’ne gidiyoruz. Dernek Başkanı Adile Doğan ile buluşuyoruz öncelikle. İki tane boşanmış ve bu süreçleri yaşamış kadın arkadaşla buluşturacak bizi. İlk gelen arkadaş adının verilmesini istemiyor. 21 yaşında Z. K. 1 yaşında da oğlu var, kocasından bir ay kadar önce boşanmış. Z. K.’ye boşanma sürecini sorduğumuzda evlilik hikâyesinin ardından bambaşka bir gerçek çıkıyor ortaya. O yüzden neden adını vermek istemediğini de anlıyoruz. Z. K. 18 yaşını doldurmasının üzerinden bir gün geçtikten sonra onunla aynı işyerinde çalışan ve kendisinde 11 yaş büyük iş arkadaşının tecavüzüne uğruyor. Z. K. öncelikle evliliği ile ilgili konuşurken bu detayı anlatmakta zorlanıyor. Çünkü dernek salonunda birkaç kadın daha var. Eşiyle neden evlendiğini anlatırken ‘tecavüz’ kelimesini tedirgin ve kısık bir sesle söylüyor. Daha sonra eşi olan kişinin onu “bu şekilde ortada” bırakacağını söylediği için korkup evlendiğini ifade ediyor: “Babam duysa beni öldürürdü. Zaten üvey annemle aram iyi değildi. Aile baskısı vardı. Ben de korkup kabul ettim. Babam benim severek kaçtığımı zannediyor. O yüzden de çok kızdı. Hatta eski eşimin ailesi dahi gerçeği bilmiyor. Kimseye anlatmadım…”

“KENDİME DAHA ÇOK GÜVENİYORUM”

Z. K. eski eşinden bir an önce ayrılmak ve işin uzamaması için nafaka istemediğini söylüyor. Çünkü eski eşinden çok baskı görmüş: “Başlarda eski eşime alışamadım, daha sonra çok çabaladı ben de alıştım, sevmeye başladım. Dövmedi ama tavırları değişti, çok kıskançtı, gündüzleri perdeyi bile açtırmıyordu neredeyse. Dayanamadım artık boşanmak istedim.” Oğlunun velayetini ise babaya vermiş. “Neden?” diye sorunca: “Bir an önce kurtulmak istedim” cevabını veriyor. Z. K. kendi babasının evine dönmeyerek yıllarca görmediği annesinin yanına Pendik’e yerleşmiş. Annesiyle ayrı olmasının arkasında da kadına şiddet meselesi yatıyor. Esenyalı Kadın Derneği ile tanışması da böyle olmuş, annesi sayesinde. Z.K. şimdi kendisine bir iş bularak birikim yapmak istediğini söylüyor: “İşe girip yeniden velayet ve nafaka davası açacağım. Ama önce birikim yapmam gerek.” Bunu söyledikten sonra söze Adile Doğan dâhil olup bir fabrikada eleman aradıklarını Z.K.’ye uygun olabileceğini düşündüğünü söylüyor. Esenyalı Kadın Derneği mağdur olan kadınlara sadece avukat değil, dayanışma ile eşya, iş ve daha birçok destek sağlıyor. Z.K.’ye dernek ile tanışmanın onda neler değiştirdiğini sorunca da cevabı “Kendime daha çok güveniyorum” oluyor.

Z.K. ile sohbetimiz bitince Adile Doğan ile Esenyalı Kadın Derneği’ne gelen kadınlar hakkında konuşmaya başlıyoruz. Doğan birçok kadının eşinden değil nafaka istemek, boşanma davası açmaktan bile korktuğunu anlatıyor. Z.K. de bu örneklerden biri diyor. O yüzden ona hem iş arıyorlar hem de yeniden velayet davası açacaklar. Doğan, birçok erkeğin eşine nafaka almaması için anlaşma dayattığını, bunun içinde de mutlaka çocuğun velayetinin kendisinde olması şartını koştuğunu belirtiyor. Sebebi ise kadının iştirak nafakası almaması: “Kadınlara resmiyette velayet bende kalsın ama çocuklar seninle yaşasın diyorlar. Çocuğa kendisi bakmayacak ama iştirak nafakası da vermemiş olacak. Bunu en yapmaz dediğimiz erkek bile yaptı.”

YOKSULLUĞU KANITLAMAYA ÇALIŞIYORUZ

Adile Doğan uzun süredir kadınlarla birlikte bu mücadeleyi yürütüyor. Bizzat tanık olduğu onlarca mesele var. Ama bu kadınların hepsini konuşmaya ikna etmek zor haliyle kendisi anlatmaya başlıyor: “Esra adında bir arkadaşımız var. Evlendiği ilk günden bu yana eşinden şiddet görüyor. Oğlunu okula götürürken eşi onu da oğlunu da sokak ortasında dövüyor. Dernek üyelerimizden biri de tesadüfen olaya şahit olunca tutup kolundan buraya getiriyor. Esra daha önce defalarca polise başvurmuş bu yüzden. Polis ise her defasında onu ikna edip göndermiş, hatta bir defasında kolu kırık olmasına rağmen darp raporu bile aldırmamış. Kurtulma yolları ararken sığınma evlerini duymuş, bir şekilde başvurmuş. Oradan da biz seni alırız ama oğlun büyük onu yurda veririz deyince vazgeçmiş. Çocuk da doğduğundan bu yana babadan şiddet gördüğü için yaşının çok altında bir gelişime sahip. Esra şimdi boşanıyor derneğin çabası ve desteğiyle. Öte yandan ona bir müddet barınacak bir ev ve eşya temininde de bulunduk yine buradaki kadınların dayanışmasıyla. Geri kalanını da sosyal hizmetlerden ve belediyeden almak için mücadele veriyoruz. Biz yaklaşık 7-8 aydır bu kadını yoksulluğunu kanıtlamaya çalışıyoruz. Bir taşınma masrafı çıkardılar o kadar. Ama şöyle bir durum da var. Esra Sosyal Hizmetlerden yardım alamıyor çünkü hala evlilik hali sürüyor. Eski eşi de buradan yardım alıyor ve gidip orayı, memurları tehdit ediyor ve kimse kılını bile kımıldatmıyor. Esra’nın önünde iki seçenek var biri çekişmeli boşanma ve nafaka hakkını almak, diğeri ise anlaşmalı. Ama o da adamın istediği şartlarda ve nafaka almayacağı şekilde.”

YAŞANANLAR MÜNFERİT DEĞİL

Adile Doğan’ın anlattığı hikâyelerin çoğu boşanmaya çalışan kadınların karşılaştığı zorluklar. Oysaki İstanbul Sözleşmesi gereği devletin ve birçok kurumun kadına şiddetin önüne geçebilmesi için şartları sağlamak ama bu şartlar neredeyse hiç sağlanmıyor. Doğan, haliyle bunların bilen erkeklerin birçok şeyi tasarladığını ve bu olayların münferit olmadığının da altını çiziyor anlattıklarında: “Bize birçok genç kadın geliyor bazılarının çocuğu var ya da yok. Çalışan kadınlar sadece valizini alıp çıkıyor bazen boşanınca. Ama evlenirken ya da sonrasında evi birlikte yapmışlar, ortak para vermişler ya da evlendiği için tazminat almış onu koymuş ortaya. Ama şiddet görmüş, sadece kurtarabildiği iki-üç özel eşyasını alıp çıkmış. Çoğu avukat desteği için geliyor. Anlaşmalı boşanalım diyorlar. Elbette mantıklı bir yıl boyunca kadınlar da mahkeme eziyetini çekmesindense anlaşma yapılsın bizce de. Ama anlaşmalara bakıyoruz nafaka hakkı yok. Çocuk varsa erkeler ‘velayet bende olsun’ diyor ama oraya yazdırmıyor, sözlü diyor sadece. Bir de şu var yanlış olmasın çocuk hakkı annede olacak diye bir şey yok, babası değil mi alsın baksın, sadece kadın bakacak algısını doğru bulmuyoruz. Ama erkekler velayeti bundan istemiyor ki çocuk resmiyette babada, gerçekte annede olacak. Ola ki nafaka istemesin kadın diye!”

ERKEKLER VELAYETİ NAFAKA VERMEMEK İÇİN ALIYOR

Adile Doğan kadınlara bu anlaşmanın dayatıldığını, birçok kadının sonradan nafaka hakkı için başvursa da sürecin uzamasından dolayı vazgeçtiğine dikkat çekiyor: “Kadın nafaka istiyorsa önce velayet davası açacak, bununla uğraşacak, sonra nafaka. Zaten kadınların çoğunun buna gücü yok ki. Kadınların bu anlamda çaresiz bırakıldığını da bildikleri için böyle davranıyorlar. Bunun adı anlaşmalı boşanma değil. Bizler nafaka hakkında vazgeçmemeleri için mücadele ediyoruz ama kadınlar bize ‘Cenazem mi çıksın? Nafaka için öldürüleyim mi?’ diyor. Çekişmeli boşanma kadınların gözünde büyük bir olaya dönüştürülüyor. Bundan birçoğu çekiniyor. Süreç boyunca şiddete maruz kalacaklarını sanıyorlar. Boşan git, kurtul ama haklarını da bırak gibi bir propaganda var. Çok pürüzsüz bir anlaşma dediğimiz bir vakada bile adam avukatın yanında ‘tamam çocuklarımı mağdur etmeyeceğim’ deyip çıkınca kadına oraya tek kuruş yazarsan seni bıçaklarım tehdidi savurabiliyor. Yani kaldırmaya çalıştıkları nafaka hakkı bu. Erkeler birçok şeyi araştırıp yapıyor. Bu yaşananlar münferit değil. Sadece boşanmada değil, kadın cinayetlerinde bazı sanıkların telefonundaki internet aramaları bile bunu gösterdi bize. Kız arkadaşını bıçaklayarak öldürmek isteyen bir genç, polisin el koyduğu telefondaki kayıtlarda ortaya çıktı ki ceza indirimi alabileceği öldürme yollarını aramış. Daha sonra genç kadını bıçaklayıp kan kaybından ölmesini beklemiş. Bunlar tek tek yaşanan örnekler değil. Nafaka vermemenin ya da cinayetin bile yolu aranıyor. Ama biz bunlarla mücadele ederek kazanacağımızı her defasında söylüyoruz. Özellikle bu nafaka hakkının kaldırılmasına yönelik başlattığımız mücadele genel mücadelemizin bir parçası.”

KADINLAR ÇARESİZ KALINCA VAZGEÇİYOR

Esenyalı Kadın Derneği Başkanı Adile Doğan birçok kadın İstanbul Sözleşmesi’nden, 6284’ten bihaber olduğunu belirtiyor. Öte yandan devletin ise kurumlarıyla kadınları daha zor duruma soktuğuna dair örnekler veriyor: “Kadınlar bu düzenleme ve anlaşmalardan bir şekilde kadın dayanışma ağı ile haberdar oluyor ve bu bile cesaret veriyor. Bir örnek daha vereyim 3 kadın arkadaşımız boşanma sürecinde, ayrı ev tutuldu ve bu bölgedeki okula çocuğunu yazdırması lazım. Ama boşanma gerçekleşmediği için çocuğun adresi babada. Bir tanesi de boşanma gerçekleştiği halde adresi vermiyor, yine velayet kendisinde ama anne bakıyor. Ama müdür çocukları okula almıyor. Gidip ‘bakın kadının koruma kararı, 4 tane darp raporu var’ diyoruz ama müdür alamam diyor. Bu yüzden bir tane kadın arkadaşı ikna edemedik ve şiddet gördüğü eve geri döndü. Çünkü özel okulun kapısını gösteriyorlar. Para yok pul yok, koruma kararı olmasına rağmen çocuğu servise veremiyor, baba kaçırabilir bir şey yapabilir diye ama bunu bile sağlayamıyor. En çok kendisi zarar gördü ama döndü… Kadınlar boşanmaya kalktığında işte bu koşullarda kalıyor.”

TEK BAŞINA KADIN İÇİN GEÇİM ZOR

Kadınlar sadece bu sürece maruz kalmıyor. Kadının çalışma hayatındaki adı hala hakkıyla koyulmuş değil. Birçok kadın erkeklerden daha az ücrete çalıştığı gibi kadın istihdamı ve kreş gibi hakları neredeyse yok denilecek kadar az. Bu örneklerden biri de dernekte konuştuğumuz bir diğer isim Jale. Onun hikâyesi de birçok kadından farklı değil. Evlendikten sonra hem çevre baskısı hem de ekonomik sebeplerden boşanmak istemiş. Jale boşanma sürecini başta yıllara yaysa da sonradan eski eşini anlaşmaya ikna etmiş. Eski eşinin durumunu gözeterek toplam 500 liralık bir nafaka talep etmiş. Fakat o sıra iştirak yani çocuk için verilen nafakadan habersizmiş. Boşanıp iki çocuğunu velayetini alınca bir çağrı merkezinde çalışmış: “Ben şanslıydım, çalıştığım yerin kreşi vardı yoksa çocuklarımı bırakmam imkânsızdı. Asgari ücretle başladım, o zaman asgari ücret 1500 liraydı. Eşimin eski borçları yüzünden maaşıma haciz kondu. 500 lira hacze, 650 lira kira, geri kalan 350 lira ile biz geçinmeye çalışıyorduk iki çocuğumla.”

Jale, eski eşinden nafakayı sadece 2 ay alabilmiş. İşleri gerekçesiyle nafakayı bir daha ödeyemeyeceğini söylese de daha sonra başka bir işe girdiğini ve sigorta kaydını da sırf nafaka istenmesin diye yaptırmadığını da öğrendiğini söylüyor Jale: “Bundan iki yıl önce yaşadım bunları. O bir yıl benim için kabustu. 1 yıl boyunca eşimle hiç görüşmedik. Zaten çocuklara sen bakıyorsun, onlardan bana hayır gelmez deyip bıraktı nafaka ödemeyi de. İş yerinden verilen öğle yemeği kartı marketlerde geçiyordu onu bile ev için kullandım. Tüm gün bol şekerli çay içerek açlığımı dindirmeye çalıştım. Ben tek olsam bir şekilde 2 yumurta ile bile idare ederim ama çocuklarımdan küçüğü ben ayrıldığımda 7 aylıktı, büyüğü ise 6 yaşında. Bu çocuklara süt, düzgün yemek lazım. Sadece ekonomik sıkıntı da yaşamadım. Psikolojik süreçte de yıprandık. Eşim o süreci burnumuzdan getirdi. İçip içip kapıya dayandı, intihar girişiminde bulundu, kapıya polisler geldi. Bu çocuklar tüm yaşananlara şahit oldu. 1 yılın sonunda gelip çocukları görmek istedi ve öyle nafaka ödemeye başladı. Ama şu dönemde tek çocuk için bile 500 lira yetmiyorken ben 2 çocuk için bunu alıyorum.”

YOKSULLUK NAFAKASI DEVAM ETMELİ

Jale yine de bu süreçte kendini şanslı buluyor tüm yaşadıklarına rağmen “Ön lisans mezunuydum, nereye başvuru yapacağımı ya da nasıl mahkemeye gideceğimi az çok biliyordum. Ama bunu bilmeyen çok kadın var ki ben bile buna rağmen çocuk için alınan iştirak nafakasından habersizdim. Kadınlar nafakayı hak ediyor. Çünkü evlendiğinde çalışsa da çalışmasa da bir şekilde çocuk yapıyor, kreş masrafı, çocuk bakımı çok yüksek. Kaldı ki kadınların aldıkları maaşlar düşük. Haliyle bu durum boşanınca da değişmiyor. Ayrı bir ev için kadın kira mı ödesin, kreş parası mı versin? Yoksulluk nafakasının kaldırılmaması lazım. Elbette yasada zaten durum düzeltilene ve yeniden evlenme gerçekleşene kadar olduğu yazıyor zaten.”

Yorum Yaz

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.